Osmanlı Kültürünü Yaşatma DerneğiOsmanlı’da TasavvufOsmanlı Başkalarının Mutluluğu İçin Yaşardı

Osmanlı Başkalarının Mutluluğu İçin Yaşardı

5683 readings
  •  BAŞKALARININ MUTLULUĞU İÇİN YAŞAMAK

     

    Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamdediyoruz şükrediyoruz ki; sizlerle bir defa daha birlikteyiz.

    Bir beraberlik ki; Allah da bizimle beraber. Ne zaman sizlerle sohbet yapsak, hangi konuyu anlatırsak anlatalım, konunun içinde mutlaka Allah vardır. Neden vardır? O, bizi yaratandır. Her an O’nun kiramen katibîn melekleri, ne yapıyorsak onu mutlaka 3 boyutlu olarak filme alır. O kadar mı? Hayır. O işlemi biz yaparken acaba kafamızda ne var, hedefimiz ne, neyi gerçekleştirmek üzere, ne yapmak üzere o olayı vücuda getirdik; bu da ayrıca çekilir. Neden? Kıyâmet günü hesaba çekilmeyi Allahû Tealâ başkalarına bırakmamış, bize bırakmış. Biz kendi kendimizi hesaba çekeceğiz. Nasıl haksızlık yaparız? Hesaba çekmek bize bırakılmış ama rakamların oluşması bize bırakılmamış.

    Sevgili kardeşlerim, bütün olaylar için Allahû Tealâ derecat tayin etmiştir. O kiramen katibîn melekleri, bunu en iyi bilenlerdir.

    Sevgili kardeşlerim, olaylar vardır, bize derecat kazandırır. Başkalarını mutlu edecek bir davranışta bulundunuz, derecat kazanırsınız. Olaylar vardır, size derecat kazandırır, olaylar vardır size derecat kaybettirir. Allah’ın yasak ettiği bir fiili işleriz, derecat kaybederiz. Allah’ın emrettiği bir olayı gerçekleştirmeyiz, derecat kaybederiz. Nasıl yani?

    Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Namaz kılın.”

    108/KEVSER-2: Fe salli li rabbike venhar.
    O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

    Peygamber Efendimiz (S.A.V) şekillendirmiş. Kur’ân’a göre günde 5 vakit namaz farzdır. Buna kuşluk sünneti ve teheccüd sünneti diye 2 tane sünnet eklerseniz 7 vakit eder. O farzlarla beraber olan sünnetleri saymıyoruz, onlar da var tabiî. Bu sünnetten olan şeyleri insanların yapmadığını düşünün. Onlar derecat kaybederler mi? Kaybetmezler. Ama yaparlarsa derecat kazanırlar. Allah’a olan sevgilerinden Allah yolunda bir hizmet ettikleri için, farz olmayan bir hususu da gerçekleştirdikleri için. Bir başka ifadeyle, zamanlarının o kısmını hayırlı bir alanda, namaz kılarak geçirdikleri için…

    Derecat kaybetmek ve kazanmak. Her an ya bir derecat kazanıyoruz ya da kaybediyoruz. “Olur mu böyle, olur mu?” demeyin! Olur, olur!

    Allahû Tealâ zikri farz kılmış mı? Kılmış:

    73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
    Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

    Peki günün yarısından fazla zikri farz kılmış mı? Kılmış:

    33/AHZÂB-41: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
    Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.

    Daimî zikri de farz kılmış mı? Kılmış:

    4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
    Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, “vakitleri belirlenmiş bir farz “ olmuştur.

    Allahû Tealâ: “Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikret.” diyor.

    Öyleyse ara sıra zikretmek farz, günün yarısından daha fazla zikretmek de farz, daimî zikir de farz. Allahû Tealâ daimî zikri farz kılmışsa ve her gün 24 saatten oluşuyorsa insanlar o muhteva içerisinde zikrettikleri zaman parçası kadar derecat kazanırlar, üzerimize farz kılındığı için zikir yapılmayan devrede kaybederler. Bu derecat kaybı, kaybedilen derecenin seviyesi çok düşük olduğu için çok önemli bir kayıp değildir ama kaybedilir. Öyleyse ya ayaktasınız ya oturuyorsunuz ya da yatıyorsunuz. 3 halin 3’ünde de Allahû Tealâ zikretmenizi istiyor.

    Sevgili kardeşlerim, bu muhteva içinde bütünün bir parçası olarak görev yapmalısınız. Biz de herkes gibi bir insanız. Öyleyse Allahû Tealâ ne demiş? “Sabah kalktığın zaman, öğlende, ikindide, akşamda ve yatsıda namaz kıl.” 5 vakit namaz üzerimize farz kılınmış. Sonra da 2 sünnet çıkmış; sabah namazıyla öğlen namazı arasında kuşluk sünneti, yatsı namazıyla sabah namazı arasında teheccüd sünneti.

    Sevgili kardeşlerim, bunları yaparsak derecat kazanır mıyız? Kazanırız. Yapmazsak derecat kaybeder miyiz? Hepsinde değil. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılmasak derecat kaybederiz ama sabah namazıyla öğle namazı arasında kıldığımız kuşluk sünnetini kılmazsak derecat kaybetmeyiz. Yatsı namazıyla sabah namazı arasında kıldığımız teheccüd sünnetini kılmadığımız zaman gene derecat kaybetmeyiz.

    Allahû Tealâ bizlere bir imkân hazırlamış, bizi mutlu etmek için. Namaz kılmak bir mutluluktur, bizi mutlu etmek için. Zikir yapmak bir mutluluktur. Bir kafanız hep bir şeylerle meşgulken zikir yaparsınız ama kafanız, zikri dizaynınız Allah’a yönelik değildir. “Allah, Allah, Allah…” dersiniz içinizden ama kafanızda bin bir türlü yanlışlıklar dolaşır. Buna rağmen derecat kazanırsınız, zikrettiğiniz için derecat kazanırsınız. Bir de gerçekten Allah’ı düşünerek zikretmek vardır. Her an Allah’ı düşünerek zikretmek söz konusudur. Zaten “Allah” kelimesini tekrar ediyorsunuz, o zaman daha çok derecat kazanırsınız.

    Sevgili kardeşlerim, işte bu muhteva içerisinde insana bakalım şimdi beraberce. İnsan, başkalarıyla birlikte yaşamak mecburiyetinde olan bir mahlûktur. Yalnız başına yaşayamaz. Her açıdan hepimiz, başkalarının yaptığı bir şeylere muhtacız. Yemek yemek mecburiyetindeyiz, giyinmek mecburiyetindeyiz. Bunlar hep başkalarının hazırladığı bir statüden faydalanmak suretiyle gerçekleştiririz. Ekmek yapanlar ekmeğini yapıp satarlar. Oradan elde ettikleri kârla bütün ihtiyaçlarını temin ederler. Herkes için aynı şey söz konusudur. Kazandığınız para, ihtiyaçlarınızın temini için…

    Durum buysa, mutlu olmak mı istiyorsunuz? O zaman bu akşamki konumuz olan başkaları için yaşamayı hedef alacaksınız. Sevgili kardeşlerim, bir günde kaç kişiyi, hangi davranışınızla mutlu ettiniz? İşte siz de o kadar mutlusunuz. Ne kadar zikir yaptınız? O kadar mutlusunuz.

    Başkaları için bin bir türlü desise düşünen, insanları aldatmayı bir marifet sanan, aldıkları borçları iade etmeyi düşünmeyen insanlar; onlar bir hayat boyu mutsuzluğa kendilerini mahkûm edenlerdir.

    Sevgili kardeşlerim, dünyaya gelirsiniz, ne kadar ömrünüz varsa o kadar yaşarsınız ve bu dünyadan ayrılırsınız. Hiç kimse için bunun dışı söz konusu değildir. Peki sevgili kardeşlerim, nasıl yaşamamız lâzım? Başkaları için yaşamamız lâzım. Ne kadar hayatımızı başkalarının mutluluğuna vakfedersek, hayatımızın ne kadar büyük bir kısmını onlar için harcarsak, o kadar çok mutlu oluruz.

    Sevgili kardeşlerim, hayatınızı tanzim ederken öne hep başkalarını alın. Gününüzü dizayn ederken, başka kimlere o gün, hangi açıdan yardım edeceğinizi düşünün. Bunu hayatınızın vazgeçilmez bir umdesi olarak değerlendirin. İşte Allah’ın indinde en yüksek seviyede olan toplum, bütün fertleri başkaları için yaşayan insanlardır. Sahâbe böyle bir gerçeği yaşamışlar. Başkaları için gerçekten yaşamışlar mı? Hadiseyi hatırlayacaksınız. Belki ilk defa duyanlar olur, bizi ilk defa dinleyenler olur, bir defa daha anlatmak istiyoruz:

    Uhud savaşında yaralanan sahâbeler ağır bir noktadalar, hayatlarını kaybetmek üzereler. Hz. Ömer elindeki su kabıyla odaya dalıyor.

    Bir sahâbe: “Ya Ömer, su!” diyor.

    Hz. Ömer hemen ona koşuyor, suyu uzatıyor fakat tam suyu uzattığı zaman gene şehit olmak üzere olan bir sahâbe: “Ya Ömer, su!” diyor.

    Birinci sahâbe diyor ki: “Ya Ömer, suyu ona götür. O benden daha fazla buna muhtaç.”

    Hz. Ömer bu sözü şehit olmakta olan bir kişinin son sözleri olarak değerlendiriyor. O son sözün de mutlaka yerine getirilmesi lâzım. Hemen gerçekleştiriyor. Koşuyor ikinciye. Tam ikinciye su kabını uzattığı sırada, üçüncüsü: “Ya Ömer, su!” diyor.

    Üçüncü bir sahâbe, o da şehit olmak üzere.

    İkinci sahâbe de aynı şeyi yapıyor sevgili kardeşlerim: “Ya Ömer, suyu ona ver!” Bu da şehit olmakta olan birisinin son sözü, vasiyeti. Onu gerçekleştirmek üzere Hz. Ömer harekete geçiyor.

    Üçüncüye vardığı zaman suyu içemeden üçüncü şehit olmuş. İkinciye koşuyor, ikinci de şehit olmuş. Birinciye koşuyor, birinci de şehit olmuş.

    Acaba fedakârlığın derecesini anlatabildik mi? İnsan hayatında suyun en önemli olduğu nokta, o noktadır; şehit olmak üzere olan insanın su ihtiyacı.

    Sevgili kardeşlerim, onlar diğer kardeşleri için yaşadılar. Hayatlarını seve seve başka kardeşleri için feda ettiler. Sevgili kardeşlerim, o devir; herkesin birbirini sevdiği, koruduğu, düşmanlarına karşı hayatlarını seve seve feda edebildikleri, kardeşleri için, arkadaşları için her türlü fedakârlığı yapabildikleri bir devirdi.

    Osmanlı tarihi boyunca da bir nevi sahâbe hayatı yaşanmıştır. Osmanlı’nın da hepsi tasavvuftandı. Tarikatlar ayrı ayrı bölümleri kapsardı. Saray erkânı Mevlevî’ydi. Çalışanlar, ustalar, çıraklar, kalfalar Nakşî’ydi. Asker, Hacı Bayram Velî tarikatının sahipleriydi. Yeniçeriler “Şeyhimiz, mürşidimiz Hacı Bektaşî Velî!” diye kös vururlardı.

    Sevgili kardeşlerim, hiçbir tarikat diğerinden aslında farklı değildir. Hepsi insan ruhlarını Allah’a taşır.

    Kendinizi başkalarına adamak gibi bir hedefin arkasındaysanız sevgili kardeşlerim, o zaman sizler Allah’ın en üstün dostları olursunuz. Allah’ın dostu olmak artılardan bir başkası. O zaman siz mutlu olursunuz. Kim başkaları için yaşıyorsa, o kişi dünyadaki en mutlu insanlardan biridir. Gayretleri başkalarını mutlu ettikçe, o mutlu ettiği insanlardan daha fazla mutluluğu Allahû Tealâ ona ulaştıracağı için o, onlardan her zaman daha fazla mutlu olur, onların herbirinden daha fazla mutlu olur.

    Huzur, mutluluk… Allah’ın bütün insanlardan istediği şey budur; mutlu olmak. Bunu ancak başkalarını mutlu etmeye başladığınız zaman yaşayacaksınız sevgili kardeşlerim. Ne kadar çok insanı hangi ölçüde mutlu edebilirseniz, o ölçüde siz mutlu olursunuz. Herbirine verdiğiniz mutluluğu siz de yaşarsınız. Ne kadar çok insana mutluluk verirseniz, onların herbirinin o kadar çok katı mutluluğu yaşarsınız. İşte başkaları için yaşamak budur; onlar için hayatta olmak, onlar için yaşamak, onların mutlu olduklarını gördükçe mutluluğu yudum yudum içmek…

    Sevgili kardeşlerim, bu pencereden baktığınız zaman herşey o kadar güzel görünüyor ki! Bunu yapanlar Allahû Tealâ’ya hep “Mutluyum!” diye bağırmak ihtiyacını duyarlar.

    Sevgili kardeşlerim, insanı mutsuz yapan şey ibadetleri yapmamaktır. İnsanı mutsuz yapan asıl şey de başkalarına kötü davranmaktır. Başkalarını küçültmeye çalışmak, onları insanların gözünde kötü bir durumda göstermek, bu imajı vermeye çalışmak ancak şeytanın dostlarının yapacağı bir şeydir. Bunu da dedikodu adlı bir standart içinde gerçekleştirebilirler. Her dolaşan şayianın arkasında mutlaka bir yalan payı, ilâve payı vardır.

    Sevgili kardeşlerim, başka insanlardan bahsederken sadece onların güzel taraflarını, övülecek taraflarını söylemeye çalışın. O zaman bunu söylediğiniz için hem siz mutlu olursunuz hem de o kişi, kendisi için söylenenleri duyduğu zaman o da mutlu olur.

    Sevgili kardeşlerim, insanlarda nefs adı verilen bir vücut var. Nefs… Hepiniz çok iyi tanıyorsunuz. Hiçbiriniz “Ben nefsimi tanımam. Ben nefsimi bilmem.” diyemezsiniz. Rüyalarınızı yaşadığınız vücudunuzun adı nefstir. Diyebilir misiniz? Kim bilir ne kadar çok rüyayı hatırlıyorsunuzdur.

    Sevgili kardeşlerim, işte o nefsiniz var ya, başlangıçta %100 afetlerle doludur. O afetlerle dolu olan nefsinizi Allah’ın nurlarıyla doldurabilmek için zikrinizi arttırmak durumundasınız. Şunu fark edeceksiniz, zikriniz arttıkça daha mutlu bir insan olursunuz. Acaba bunun sebebi ne? Bunun sebebi, zikriniz arttıkça, nefsinizin kalbine dolan nurlar da artar. Nurlar sizi mutlu edecek olan güzellikleri, nefsinizin kalbinde başlangıçtan itibaren mevcut olan afetlerse, sizi mutsuz edecek davranışları temsil ederler. Nefsinizin kalbindeki afetler hangi yüzdede azalıyorsa, siz o yüzdede mutlu olursunuz. Nefsinin kalbindeki afetler %51 azalan insan, yarı yarıya mutluluğu yaşar. %80 azalan bir insan, mutluluğun %80’ini yaşar. %100 azalan bir insan, mutluluğun tamamını yaşar.

    Sevgili kardeşlerim, ne kadar kendinizi başkalarının mutluluğuna adarsanız o kadar kendinizi düşünemezsiniz. Başkalarını düşünmekten kendinizi düşünmeye vakit bulamazsınız. Başka insanların hizmetinde olursunuz. Onlara sizin sözlerinize dayalı olarak mutluluk ulaştıkça bundan asıl siz büyük bir mutluluğu çıkartırsınız, buna dayalı olan mutluluğu asıl siz yaşarsınız. Kim başkalarını mutlu kılarsa, onların herbirinin yaşadığı mutluluğunun yarısı ona da verilir. Dikkat edin; davranışlarınızla kimi mutlu ettiyseniz, siz de mutlu olduğunuzu fark edeceksiniz. Ne zaman başkalarını mutsuz kılarsanız, bir haksızlık yaparsanız, onların hüznüne, üzüntüsüne sebebiyet verirseniz, o zaman sizin de kalbiniz kararacaktır, huzursuz olacaksınız.

    Bir insanı huzura ve mutluluğa götüren en büyük faktör zikirdir. Zikir boyunca bir insan mutsuz olamaz.

    İşte Osmanlı, dünyadaki en mutlu insanlardan oluşuyordu. Herkes 7 vakit namaz kılardı. Herkesin bir mürşidi vardı. Herkes nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapardı ki; nefs tezkiyesini yapmayan kimseler yok gibiydi. Bu dizayn içerisinde bir Osmanlı, elbette dünya hâkimiyetinin simgesi olacaktı, elbette savaşları kazanacaktı çünkü Allah, hep Osmanlı’dan yanaydı.

    Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın dizaynına bakın! Yavuz Sultan Selim, askerleriyle beraber Gobi çölünü geçerken ordu yorgunluktan bitkin, günlerdir yoldalar ve o yakıcı güneş altındalar. Yavuz Sultan Selim atından iniyor, yürümeye başlıyor. Vezirler dayanamıyor:

    -Sultanım, asker zaten perişan. Siz de atınızdan indiniz. Onlar yürüyebilecek durumda değil ama bakın, hepsi atlarından indiler, yürümeye çalışıyorlar.

    Yavuz Sultan Selim diyor ki:

    -Görmüyor musunuz? Önde Peygamber Efendimiz (S.A.V) devesinden inmiş, yaya yürüyor. Ben O’nun arkasında, bu zavallı Selim, nasıl at üzerinde kalabilirim?

    Sevgili kardeşlerim, Osmanlı’yı inceleyin; seveceksiniz. Hayır, bizim ülkemizin tarih dersi kitaplarından değil, başka bir yerden inceleyeceksiniz. Yavuz Sultan Selim’i, O’nun dışındaki bütün padişahları A’dan Z’ye, Yılmaz Öztuna’nın Büyük Osmanlı Tarihi’nden okuyun. O zaman ceddinize hayran olacaksınız.

    Aynı yanlışlık hâlâ devam ediyor. Hâlâ Osmanlı’yı insanlara kötüleyen bir tarih dizaynı, okullarımızda çocuklarımızın kafasına yerleştiriliyor. Ne kalmış ki Osmanlı’dan sonraki hayatın övülecek sevgili kardeşlerim, nesi kalmış ki? İşte Osmanlı İmparatorluğu dünyadaki en az suç işlenen tek ülkeyken, bugün dünyada en çok suç işlenen 3. ülke haline gelmişiz. Bununla mı övüneceğiz? Arkasında ne var? Ne olduğunu zannediyorsunuz? Arkasında bir tek sebep var; Allah’tan ayrılmamız. Kim Allah’tan ayrılırsa, bunun cezasını hayatında ödemek mecburiyetindedir. Çünkü Allah mutluluğu emreder, mutluluğun formülünü verir. Mutluluğun formülü başkaları için yaşamaktır. Tasavvufu yaşayan herkes aslında daimî zikre ulaştığı zaman, mutlaka başkaları için yaşayan birisi olur. Alternatifi yok! Nefsinin kalbindeki afetlerin yokluğu sebebiyle, her an başka birilerine hizmet için bir gayretin içinde olur.

    Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a bir gün siz de aynı şeyi söyleyeceksiniz: Herşey öylesine güzel ki!

    Eğer siz Allah içinseniz, eğer siz etrafınızdakilere Allah için yardım ediyorsanız, eğer siz onlar için yaşıyorsanız, başkaları için yaşıyorsanız, herkes sizin için kıymetliyse; insanlar karşınızda değil yanınızda olur, hep dostlar içinde yaşarsınız. Sevdikçe sevilirsiniz.

    Başkalarını sevmeyen insan, başkaları için yaşayamaz. Sevgi hayatın yakıtıdır, yakıt yoksa araba gitmez. Sevgi yoksa yaşantınız, yaşantı sayılmaz. Bir ömür boyu mutsuz olan bir insan, bu dünyadan mutsuz olarak yaşamış ve mutsuz olarak ayrılmıştır. Neden böyle yapalım ki sevgili kardeşlerim? Başkalarını sevmek varken, onlar için yaşayıp herbirine verdiğiniz mutluluk kadar Allah’tan mutluluğun size gelmesini temin etmek varken, bir insanın yaşadığı mutluluğun kat kat fazlasını yaşamak varken, neden başkaları için yaşamamak, diğergâm olmamak?

    Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın indinde hepinizin biliniz ki bir yeri var. O yeri daha yukarı, daha yukarı, daha yukarı çıkarmak, Allah’a bir hayat boyu her gün biraz daha yakın olmak, yaklaşmak; bu sizin elinizde. Biliyorum şimdi bana diyeceksiniz ki: “Biz ibadetlerimizi yapıyoruz.” Tamam, biliyorum; o ibadetlerin arasında zikir de var. Üstelik de devamlı arttırmaya çalışıyorsunuz. Bu da tamam.

    Sevgili kardeşlerim, etrafınızdaki insanlara da bu güzelliği aşılamaya çalışmalısınız. Hepiniz etrafınızdaki insanların mutluluğundan sorumlusunuz. Neden onlar sorumlu değil de, neden başkaları diğerlerinin sorumluluğuna sahip değil de siz sahipsiniz? Çünkü siz, Allah’ı bizden öğrendiniz. Allah’ın bütün insanlara yüklediği görevin başkalarını mutlu etmek olduğunu siz biliyorsunuz, onlar bilmiyor. Onlar hiçbir şey öğrenmediler. Onlar şu hayat denizinde, kendileri devamlı kandırıldığı için başka insanları kandırmayı öğrendiler. Kendilerine kötülük yapıldığı için, başka insanlara kötülük yapmayı öğrendiler.

    Sevgili kardeşlerim, her kötülük, intikam hissi doğurur. Bu da eşyanın tabiatına son derece uygun bir olaydır. İşte tamamının iyilerden oluştuğu bir toplum, mutluluk dizaynını en üst boyutta yaşarken, insanların kötülüklerde birbiriyle yarıştığı bir toplum, mutsuzluğun en üst düzeyini yaşar.

    Öyleyse Osmanlı’yı nasıl yad etmezsiniz, sevgili kardeşlerim? “Nasıl hatırlamazsın o türküyü?” diye bir şiiri vardı.

    Osmanlı’yı nasıl yad etmezsiniz?

    Osmanlı’yı nasıl yad etmezsiniz?

    Osmanlı’yı nasıl yad etmezsiniz?

    Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz.

    İmam İskender Ali M İ H R

     

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı