Müzikle tedavi ve Su terapisi

18011 readings

Osmanlı’da Müzikle Tedavi ve Su Terapisi

Osmanlı’da müzikle tedavi konusuna geçmeden önce seslerin insanlar veya eşyalar üzerindeki tesirini ve şifa kaynağı olup olmadığını irdelemekte fayda var. Bildiğimiz gibi Dünyanın yarısı sularla kaplıdır ve bizim vücudumuzun dörtte üçü sudan oluşmaktadır. Yaşamımızın devamı açısından sudan daha önemli bir şey yoktur. Su, vücudumuzdaki ses ve titreşimler için bir iletken vazifesi gördüğü yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla vücudumuzun dörtte üçünün sudan oluştuğunu göz önünde bulundurulursa biz sadece kulaklarımızla değil, her bir hücremizle bu titreşimleri duyuyoruz.

Dr. Masaru Emoto su kristalleri üzerindeki sesin etkisini inceleyen Japon bilim adamıdır. Prof.Dr. Masaru Emoto, içinde 70’ten fazla kristal resmi bulunan “Su Kristalleri” adlı kitabında şunları kaydetmiştir: “Su, cansız bir madde değil; canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su, çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.”

Prof.Dr. Masaru Emoto, mikroskopla yaptığı araştırmalarda, donmuş su kristallerinin dış tesirler karşısında çok değişik şekillerde reaksiyon gösterdiğini keşfetmiş ve bunları fotoğraflamıştır. Bu araştırmalara göre su kristalleri, dış çevre tesirlerinin yanı sıra, müzik, söz ve kavramlara da tepki vermektedir. Ayrıca, suyun hisleri ve şuuru da kaydettiğini ortaya çıkarmıştır. Emoto, araştırmalarıyla suyun sadece hafızasının ve bilgi taşıyıcı özelliğinin olmadığını, aynı zamanda kâinatın dilini ve gerçek sevgi titreşimini de yansıttığını ispatlamaktadır.

Yapılan bir deneyde; aynı akarsudan alınan 2 kap suyun birine sakin ve kulağı tırmalamayan müzikler dinletilmiş, diğer kaptaki suya ise kulak tırmalayıcı bir müzik dinletilmiştir. Daha sonra suların yapıları incelendiğinde ise, hafif ve güzel ritim dinletilen suyun kristalizasyon örneği desenler şeklinde ve simetrik, cızırtılı ve kötü ritimler dinletilen suyun kristalizasyon örneği ise karışık olarak bulunmuştur.

Dr.Masaru Emoto donmuş suda oluşan kristallerin kendilerine belirli düşünceler yoğun olarak yönlendirildiğinde düşüncenin şekline göre su kristalleri değişiklik gösterdiğini keşfetmiştir. Yapılan deneyler sonucunda çok temiz kaynaklardan gelen su örneklerinin ve kendilerine sevgi dolu sözcükler söylenen su örneklerinin aynen kar tanelerinin modeline benzeyen çok parlak, yoğun motifli, simetrik ve çok renkli desenler oluşturduklarını gözlemlemiştir.

Müzik seslerinin kalp atışı ve kan basıncı üzerinde de etkili olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Müzik ne kadar hızlıysa kalbimiz o kadar hızlı, ne kadar yavaşsa kalp de o kadar yavaş atmaktadır. Dolayısıyla daha düşük bir kalp atışı daha az gerilim ve stres yaratır.

Lousiana Eyalet Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada yirmi dört gençten oluşan bir topluluğa spor antrenmanı yaptıkları esnada önce hard rock dinletilmiş. Bunun kalp atış hızlarını daha fazla artırdığı ve antrenmanlarının kalitesini düşürdüğü gözlenmiş. Ancak ağır tempolu ve rahatlatıcı müzikler gençlerin kalp atış hızlarını yavaşlattığı ve daha uzun süre antrenman yapabildikleri görülmüş.

Müzik kalp atışının yanı sıra kan basıncını da değiştirebilmektedir. Güney Carolina Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’nda görevli olan Dr. Shirley Thompson aşırı gürültünün kan basıncını yüzde on kadar artırabileceğini bildirmektedir. Bu etki elbette dolaylı biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu konuyla ilgili çeşitli araştırmalar ağır tempolu müziklerin sistolik kan basıncını büyük oranda düşürdüğünü göstermektedir.

Sonuç olarak; ses eğer bir şifa ise ve güzel seslerin insanlar ve eşyalar üzerinde pozitif bir tesir varsa İlahi ses yani vahyin tezahürü olan Kur'ân-ı Kerim en başta gelen şifa kaynağıdır. Sadece fizik vücut rahatsızlıklarında değil, nefsani rahatsızlıkları da tedavi etmektedir. Nitekim Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'in şifa olduğunu söylüyor:

17/İSRÂ-82: Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ(hasâran). Kur'ân'dan indirdiğimiz şeyler, mü'minler için şifadır ve rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını (kaybettiği dereceleri) arttırır.

Elbette bu âyet-i kerimenin lafzi manası olduğu gibi ruhi manalarının da geniş bir muhteviyat taşıdığı açıktır. Bu ayetler Allahû Tealâ’nın vazifeli kıldığı hikmet sahibi âliminler vasıtasıyla dinlenildiğinde şifa hüviyeti taşıdığı açıktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in; “Hikmet sahibi ulemanın (âlimlerin) meclisinde (sohbetinde) bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz kılındı. Muhakkak ki Allah onların meclisinde (sohbetinde) bulunan ölü kalpleri hikmet nuruyla diriltir. Yağmur suyunun toprağı dirilttiği gibi ölü kalpleri bu şekilde Allah diriltir.” (Kaynak: Taberâni, Muvatta, İlim, 1)

Yine Peygamber Efendimiz (SAV): “Mü'min kulağından sulanır” hadis-i şerifindeki geçen su ifadesi mecazi bir anlam taşıması aynı zamanda eskilerin yağmura, rahmet demesi bu benzetmelerin bir tesadüf olmadığı, tevafuk olduğunu ortaya koymaktadır.

15. yüzyıl Osmanlı’da akıl hastaları müzik ve su ile tedavi edilirken Avrupa'da delilerin, “İçlerinde şeytan var” denerek yakıldığı bir dönemdir. 1488’de yapılan Edirne Sultan Bâyezid Dârüşşifâsı’nda akıl hastaları tedavi edilirdi. Dârüşşifâ, günümüzde müze olarak hizmet vermektedir. Yine 15. asır sonlarında İkinci Bâyezîd’in Edirne Dârüşşifâ’sı, 16. asır başlarında Hurrem Haseki-Sultân’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Haseki Dârüşşifâ’sı o dönemin en önemli bölümü bimâr-hâne idi (Bu kelime halk ağzında “tımarhane” oldu). Haseki Hastanesi bugün de faaliyetini sürdürmektedir.

Ünlü Tarihçi Yılmaz Öztuna bir makalesinde konuyla ilgili olarak: 19. asra kadar Avrupa’da akıl hastası, şeytan tarafından rûhu kabz edilmiş, ancak cismen insan olan bir varlıktı” demektedir. Yine aynı makalede: Modern psikiatrinin büyük kurucularından psikiatr (İngilizce: psikiatrist) Dr.Kraft-Ebing şöyle yazıyor: “Hristiyanlık, akıl hastalarına ilgi göstermiyordu. Onları şeytan tarafından ele geçirilmiş yaratıklar şeklinde algılıyordu. Akıl hastalarını tedaviyi Avrupa, Türklerden öğrendi. Türkler, bizden çok önce, akıl hastalarına mahsus hastaneler kurdular (Traité Clinique de Psychiatrie, Paris 1897, s.53).


“Deliliğin hastalık olduğu 16. asır Avrupası’nda bilinmiyordu” (Jean Vinchon, Les Malades de I’Esprit, Paris 1930, s.24). “1818’de Fransa’da akıl hastaları, hayvanlardan ve canilerden daha kötü muamele görürdü” (Esquirol, Rapport, Paris 1874, s.2).
1788’de Türkiye’ye gelen Dr.John Heward adlı İngiliz, İstanbul’da yalnız akıl hastası kabûl edip tedavi eden hastane olduğunu işitip hayretle gezdi. Dönüşünde yazdığı raporda, akıl hastanelerinin Türkiye’de eskiden daha iyi olduğunu, fakat bugün de İngiltere için “örnek ve takdire cidden değer” tıp müesseseleri şeklinde işlediğini belirtiyor.

Şifahânede musiki ile tedavi gelişmiş olup, hangi makamın hangi hastalıklara iyi geldiği bile tespit edilmiştir. Osmanlı hekimlerinden şair Sururi Hasan Efendinin Taat-ü’l-Emcize adlı eserinde, bu makamlar ve kullanıldıkları hastalıklar ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Ayrıca, hastalıkların tedavisinde kullanılan bu makamların, günün hangi saatlerinde dinlenildiği de önemlidir. Meselâ nihavent makamı öğleden sonra daha tesirliyken, rast makamı gece ve seher vakitlerinde daha tesirlidir.

Son yıllarda müzikle tedaviye ilgi artmış, tıp alanında bu konuda bir çok araştırmalar yapılmıştır. Ülkemizde Türk müziğinin kronik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmasına dair çalışmalar, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Birimi'nce yürütülmektedir.

Musiki makamlarının, tedavi ettiği hastalıkların listesi şöyledir:

Rast makamı: Akıl hastalığından ve felç illetinden kurtulmaya yönelik yardımcı ve destekleyici bir makamdır.

Irak makamı: Asabî mizaçlılara ve hafakana iyi gelir.

İsfahan makamı: Zihni açar, zekâyı keskinleştirir, anıları tazeler.

Buselik makamı: Kulunç ve bel ağrılarının tedavisinde faydalar sağlar.

Revaî makamı: Baş ağrısının tedavisinde kullanılan bir makamdır.

Nevaî makamı: Kadın hastalıklarının tedavisinde ve üzüntüyü gidermede kullanılır.

Egule makamı: Kalb hastalıklarına olumlu yönde tesirleri olan bir makamdır.

Hicaz makamı: Bevliye hastalıklarının tedavisinde destekleyici rol oynar.

Uşşak makamı: Kalb, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının tedavisinde yardımcı bir metottur.

Yens makamı: Sırt, eklem ve kulunç ağrılarının tedavi edilmesinde yardımcıdır.

Hücent makamı: Ateşli hastalıkları yenmede faydalıdır. Hazmın kolaylaşmasında ve vesvesenin uzaklaştırılmasında tesirleri vardır.

Nihavend makamı: Kan dolaşımı, karın bölgesi ve bacaklardaki ağrıların tedavisinde olumlu tesirleri vardır. Kişiye güven hissi verir.

Hüseyni makamı: Kişiyi ferahlatır. Kişinin kendine güveninin artmasına ve ferahlamasına yardımcı olur. Otistik ve spastik hastalara faydalıdır.


Cafer EROĞLU

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı