Osmanlı Kültürünü Yaşatma DerneğiDündar ARSEVENKur'an'ı Anlamada ve ayetlerle yaşamada

Kur'an'ı Anlamada ve ayetlerle yaşamada

1168 readings

KURANI ANLAMADA VE AYETLERLE YAŞAMADA

SIKINTILARIMIZ VAR

Kuranı neden yaşayamıyoruz?

Tarihten gelen nedenleri var.

Geçmişte yapılan hataları tespit edersek hataya tekrar düşmemek için gerekli tedbirleri de alırız.

Bu tedbirler, görünen, fiziki çarelerdir, sığ, derinliği olmayan, sadra şifa vermeyen çözümlerdir.

Asr-ı saadet gibi önümüzde yaşanmış, numunei imtisal bir mutluluk varsa, onun nasıl yaşandığı üzerinde durmak gerektir.

Kuranın lafzı ile tedbir etmekle, ehli zikir gözlüğü ile tedebbür etmek arasında tabi ki farklılık olacaktır.

Ehli tezekkür olmakla, kuranın 5. Ruhuna giren kişinin çözümleri ehli hüküm özelliğinden dolayı, tedebbür, çekip çevirmek, uyum sağlamak şekline dönüşür. Tedebbür, tezekkürle , ulul elbabta birleşir.

Ulul elbab makamında, daimi zikirle manevi alana açılan bir pencereden bakar, Allah’ın gör dediği pencereden bakar.

Fizik gözle bakıp, görünen değerlere öncelik veren, gaybi bilgileri arka plana atan birini, cevizin dışıyla ilgilenmesi olarak nitelendirebiliriz.

Açılan kalp, göz ve kulakla, olaylara bakan biri ise, sadece, cevizin kabuğunu değil, cevizin içini de görüyordur.

 

1. Osmanlının son zamanlarında devletin her kurumunda ki zayıflamaya paralel olarak Osmanlının tarikat yapılı hayat tarzı da bu bozulmadan payını alıyor.

2.Devletin, Kurumlarında ki bozulmaların nedenini, dine bağlama düşüncesi, bürokraside ve yönetimde yaygınlaşıyor.

3.Tanzimat’ tan başlayan batıya hayranlık dalgası, devletin bürokrasisinde ve yönetimlerde kendine taraftar bulmada zorlanmıyor.

4.Yeni gelişen sanayinin cılız çabalarına devletten sağlanan desteklerle ekonominin canlanmaya başlaması, tüketime alışmaya çalışan bir orta sınıf oluşması insanların dinden yavaş yavaş soğuyarak, dünyevileşmesine çanak tutuyor.

5.Tarihi ve siyasi geçmişimizin geri kalmamızın nedenini dine bağlayan, bürokrat, siyasetçi, Avrupa görmüş, kendini aydın görüp halkını ve kendi öz insanının manevi değerlerini, dinini küçümseyen bir elit tabakanın baskın hâkimiyeti ile insanımızın dinle, kuranla arasında bir soğukluk olmuştur. İnsanlarımız dinden uzaklaşmışlardır.

6. Yukarıda sıraladığımız tarihi perspektif yaklaşımın ardından, 200 yıla yakın bir süredir devam eden dünyevi ve uhrevi çöküşün durduğu ve dine karşı susamışlığın verdiği hazla, yeni anlayışların ve dine yaklaşımların hız kazandığı bir dönemden geçtiğimizi söyleyebiliriz.

7.Dine yaklaşımların artması, bu yaklaşımların ne kadar kurana uygun olduğu konusunu da gündeme getirmeye başlamıştır.

8.Zayıf ta olsa, insanlarımız, ibadetlerden öte, gündelik hayatta özel yaşantısında kuranı nasıl uygulaması gerektiği konusunda endişeleri oluşmaya başlamıştır.

9.Mevcut din anlayışının yöneticileri ve taraftarları, söylemlerinde, toplumun kanayan mermi yarasının üzerine yara bantı koymakla meşguller. Mermiyi çeken parmağı durdurmak yerine.

10. Yalan söylemeyin, cömert olun, insanları sevin, dedikodu yapmayın, adaletli olun, öfkelenmeyin, nankör olmayın gibi tavsiyelerde bulunan bu din yöneticileri, bu sıfatları nasıl kazanacağımız konusunda ortaya somut çözümler koyamamışlardır.

11.Kişilerin sosyolojik, psikolojik sıkıntılarının dini çözümlerini,  din çevreleri materyalist yaklaşımlarımla cevaplamaya çalışıyorlar. Böyle bir yaklaşım, kuranı diğer maddi ilimlerin metotlarıyla anlamaya çalışma çabalarımızdan kaynaklanıyor.

12. Kuran, kalplere vahy olunmuştur. Ayetlerin neşvü nema bulduğu yer nefsin kalbidir. Nefsi sıkıntılarımız, kin, hased, kibir, cimrilik, zan, zulüm, yalan gibi bizi huzursuz eden iç hastalıklarımızın tedavisi, yine kendi havuzunda, vahy ile tedavi edilmesi gerekirken, materyalist yaklaşımlarla, çevreden edinilen bilgilerle, akılcı yaklaşım diye nitelenen bilgilerle, yüzeysel olarak sorunların üzerine gidiliyor. 

13.Bu tespitlerden sonra, insanımızın bugün yaşadığı huzursuzluğunun çözümlerini tabi ki kurandan alacağız.

Bilimsel yaklaşımlarla çözümler getirenler, getirebilirler.

Bu çözümler sonuç getirmiş olsaydı, insanımızın mutlu olması gerekirdi.

14. Hayatı anlayan, mutluluğu yakalayanların, Allah dostları olduğunu görüyoruz. Bize kadar gelen eserlerinden, halk arasında söylenen kıssalardan, dilden dile dolaşan şiirlerinden, velilerin ne kadar dingin bir hayatlarının olduğunu öğreniyoruz.

15.Kuranı anlama ve yaşamada, Resulullah ve sahabenin yaşadığı İslam’ı yaşayan, Allah dostlarının yaşantılarının, insanımızın kafasında ve gönlünde izler bırakması hiç yabana atılacak bir konu değildir. Kaç tane şeyhülislam veya kadı ismi sayabilirsiniz? Ama, Allah evliyalarından bir çoğunun ismini hepimiz kolaylıkla sıralayabiliriz. Bu neyi gösterir? İnsanımızın gönüllerinde, gönül erlerinin, özel bir yerleri olduğunu gösterir. Bu görüntü, kuranla ne derece uyumludur?

“Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır”… yunus62-63-64

Bu ayetin, Allah dostu ifadesiyle, insanımızın Evliya anlayışı aynı şey midir?

Çekincesi gelebilir, akıllara.

Allah’ın velilerinin kurandaki sıfatlarını, yaşamış ve yaşayan Allah dostlarının davranış ve düşünceleriyle ne ölçüde bağdaştığını anlamanın yolu, kişinin bizzat kendisinin, kalbiyle, Allah arasında bir irtibatı samimi olarak kurmak istemesinden geçmektedir. Bu uygulamanın dışındaki tüm yaklaşımlar, muarızlar tarafından çeşitli karşı çıkışlara hedef olacaktır.

Kuranı içselleştirip, önce gönlünde, Allaha bir kapı açmak.

Bizzat, kuranı, Allah’ın bak dediği pencereden bakarak okumak.

Kuranı tek başına tilavet edersin. Kuran, tilavetle değil hidayetle okunacaksa, hidayetle şeref yâd olan birinin okuması, tezkiye etmesi, kitabı öğretmesi, hikmeti öğretmesi (3-164) safhalarının da talep edene öğretilmesi gerekmektedir. Kuranın, muhkem ve müteşabih ayetlerinin yorumlanması ve ayetlerin illiyet rabıtalarının kurulması ulul elbaba aittir.(3-7)

16. Geldiğimiz bu noktada, açıkta olan iki konu var.

1-Allah'la irtibatlanmak isteyen, Bizim gönlümüzden, Allaha bir kapı açmak.

2.Bu açılan kapıdan, yukarıda bahsi geçen Kuran öğreticilerinin rahle-i tedrisinden geçmek.

1- Allah'la irtibatlanmak isteyen, Bizim gönlümüzden, Allaha bir kapı açmak. Allahlı düşünmek, Allahın penceresinden bakmak. Gönül, nefsimizin kalbi ve Allah. İki gaybi bilgi. Görünür alemde değiller. Bu görünmez alemler arası ki diyalog, insana verilen, Allahtan üflenen, ruh la mümkün.

İşte, Rabbimize, bize üflediği, emanet olarak verdiği ruhumuzu, emrettiği veçhile ona ulaştırırsak, gayp alemlerin de gerçekleştirdiğimiz bu buluşmanın, düşüncelerimize ve davranışlarımıza yansıması da hiçbir zorlamaya yer bırakmaksızın kendiliğinden olacaktır.

Dış davranışlarımızı düzeltmemiz, içimizi, nefsimizi düzeltmeden gerçekleşmez. İçi güzelleştirme çabasına girmeden, dıştan güzel davranışlar sergilemek, maske takarak, zoraki yaklaşımlarla olur.

İçimizin, gönlümüzün, nefsimizin kalbinin hastalıklarının tedavisi, tezkiyesi, tasfiyesi, tezyini ile erdemli bir insan, allah dostu olabiliriz.

Nefsin tezkiye olması için, ruhun Allaha yaşarken teslimi gerekmektedir.(fatır18)

Kurandan istifade etmenin yolunun, Allah'la, kalbi bir yakınlık kurmadan geçtiğini idrak ettiğimiz noktada, bu yakınlığın, ruhumuzun, Allah'la yakınlaşmadan geçtiğini idrak ediyoruz.

Demek ki, dileğimizin gerçekleşmesi için, önce dilememiz gerekecek. Allah'la yakınlaşmak istiyorsak, bu yakınlaşmayı dilemekten başka yapacak bir şeyimiz yok.

Bu dileğin adı, AUD.

BU Dileği, gönlümüzden, irad edersek, ruh, allahla irtibatlanmaya hazırdır. Zira allahla irtibatlanmaya layık olan sadece, ondan gelen ruhtur.

Açık olan konunun birinci tarafı tamamlandı.

 

2. Açık olan konu, kuranı öğrenmemiz mevzu. Onu da, hakkıyla kuranı bilenden öğreneceğiz. Ehli zikir, ulul elbabtan. Ona nasıl ulaşacağız?

Allah'la irtibatı, en alt kademede, kalbi bir dilekle başlattık.

Rabbimizle irtibatı, ikinci kademede, kimden ders alacağımızı ondan sormakla sağlayacağız.

Böyle bir irtibat, ön şartları yerine getirilmiş hacet namazı ile sormak ve rüya ile bizim anlayacağımız şekilde bize bildirmesi ile gerçekleşir.

 

17.İnsanımızın özüne vakit ayıramamasının bu dış toplumsal nedenlerden başka, kendinden kaynaklanan eksiklikleri de var.

Dünyaya öncelik vermiş, Allah arka planda…3-14,,,9-24

 

18.Sıkıntıları ve dertlerinin altında ezilmiş durumda.

Halbuki, bu sıkıntılardan nasıl kurtulacağının reçetesini kurandan alırsak, felaha ereceğimizin garantisini Rabbimiz veriyor.

Bizi yaratan, bizi bizden daha iyi bilen, imtihan olarak verdiği, kendine yaklaştırmak için vesile kıldığı musibetlerden nasıl sıyrılacağımızın kopyalarını veriyor.

 

Tegabun-11…Allah'ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah'a îmân ederse (âmenû olursa), (Allah) onun kalbine ulaşır. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.

        Mesaj1…Musibet olduğunda Allaha iman et ki, Allah kalbine ulaşsın ve onunla birlik ol.

2-155…Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.

        Mesaj2…Sıkıntılara karşı sabretmeyi öğren.

2-156…Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

        Mesaj3…musibetlere karşı, Allah için yaratıldığını aklından çıkarma. Allaha döneceğim de.

 

3-138…Bu (âyetler), insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takva sahipleri için bir öğüttür.

        Mesaj4…öğütü takva sahipleri alabiliyor. (rum31…takva sahibi olmak için, enab olmak gerek. Eneb, münib, Allaha ulaşmayı dilemek.

3-139…Ve gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü'min iseniz, üstün olan sizsiniz.

        Mesaj5…mahzun olmaman gerek, çünkü mümin iseniz,musibetlerin de üstesinden gelirsiniz, mutlu da olursunuz.

3-159…O zaman, Allah'tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın

            Mesaj6…başkalarına davranışımız yumuşak olmalı. Bunu biz beceremeyiz, tek başımıza. Rahmet alabilirsek bunu becerebiliriz.

Nur21…allahın rahmeti ve fazlı olmasaydı içinizden hiçbiri nefsini tezkiye edemezdi. (rahmet, hidayeti talep etmekle, fazlın gelmesi tabiyetle gerçekleşir. ALLAH, HAK EDENE, ÇALIŞANA MÜKAFATLARINI VERİR…HER MALIN BEDELİ PEŞİN ÖDENİR…TEKKEYİ BEKLEYEN ÇORBAYI İÇER…MAL ALICIYA SATILIR)

 

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
Benim çok büyük bir Rabbim var de!

Şibli, Allah dostlarından.

Küçük bir kızı imtihan eder.

Yanan mumu üfleri söndürür.

“nereye gitti bu mumun ışığı” der

“nereden geldiyse oraya” cevabını alır.

Bizde nereye gideceğimizi biliyor muyuz?

Nerden geldiğini bilen, nereye gideceğini de bilir.

Bu gitme, zoraki, kerhen, ölümle bir gidiş olmasın.

İsteyerek, taven, teslim olarak bir gidiş olsun.

İsteyerek, allaha gidişe var mısınız?

Bahaeddin Beled’e nereden gelip nereye gidersiniz? Sorusuna

“Allahtan gelip, Allaha gideriz.”

         Olaylardan ve kıssalardan dersler çıkararak, bizimde kalbimizde, Allaha dönüş konusunda iradi bir karar oluşması gerek mez mi?

19.Çözüm…

1-Rabbimizle irtibatı ruh vasıtasıyla kurmak ve teslimleri gerçekleştirmek…2-151-156

2-Allahlı olmanın yolunun, Allahın rahmetini almakla gerçekleşeceğini bilmek.

Rahmeti almanın yolunun aşağıdaki kademelerle başlayıp, insanın tekamül kademelerinde, bizim zikir artışımıza paralel olarak, önceliğin nefsimizin kalbimizin zulmetten nura çıkarak gerçekleşeceğini, Rabbimiz ayetleriyle bize sunuyor.

        -KALBİN NURLANMA AŞAMALARI…

        -Musibetleri, imtahan kabul edip, Allahlı çözümlere yönl.

        -Allaha ulaşma isteği

        -Allahın Rahman esmasıyla tecellisi ve rahmeti alma

-furkanlar alma. İşitmeye mani olan engellerin kalkması.enfal-29…

-Allahın kalbe hidayetle ulaşması…tegabun-11

-Allah kalbi kendine çevirir….kaf-33

                -Göğüsten kalbe giden rahmet yolunun açılmas…6-125

-Kalbin Allahı zikretmesi. Rahmetin kalbi nurlandırmaya         başlaması…rad-28

-Mürşide tabiyetle salavat ve fazl nurlarıyla, faziletli insan olmaya, Allaha kul olmaya yolculuğun ve ruhun sıratı müstakim üzerinde Rabbine giden yolda yolculuğu

-Nefsin kalbinin tezkiye olması…fatır-18

-Nefsin kalbinin tasfiye olması…

-Nefsin kalbinin müzeyyen olması…hucurat-7

 

        Eksiklerimizden, Rabbimizin affına sığınır, hata ve eksiklerimizi bize bildiren dostlarımızla ve konuyla ilgilenme zamanı bulan kardeşlerimizle detay istenilen konuda, sadrımızın elverdiği ölçüde yazışırız.

Allah Hepinizden Razı olsun.

 

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı