Osmanlı'da Yaşam - 3

1952 readings

OSMANLI'NIN 711. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz; bir defa daha sizlerle birlikteyiz.

Bugün, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir kuruluş yıldönümü günüdür. 1299 yılında Osmanlı İmparatorluğu kuruldu. Allahû Tealâ'nın dizaynı içerisinde bir uç beyliği, neticede bir imparatorluğa dönüştü. Cumhuriyet, Osmanlı döneminin bitişiyle başlayan yeni bir devlet kuruluşunu ifade eder (1920 yılı).

Sevgili kardeşlerim! Osmanlı deyince aklımıza hep atalarımızın kahramanlıkları geliyor. Bir cihan imparatorluğu kurulması söz konusu olmuş. Cihanşümul bir devlet oluşmuş, bir imparatorluk. Dünyadaki en geniş topraklara sahip olan önemli bir imparatorluk. Türk'ün ve İslâm'ın bütün dünyaya bir parlak görüntüsü.

Osmanlı, imparatorluk yaşadığı sürece bütün dünyaya dürüstlüğüyle, Allah'ın emirlerine itaati ile nam salmıştır. Osmanlı'nın bütün devirlerinde Allah'ın evliyası, Allah'ın evliyaları, Osmanlı içinde hep tarikatları devam ettirmiştir. Tarikatlar, yollar demektir. Aslında "tarîk" yol, "tarikat" yollar demektir. Ama "tarikat" kelimesi bir inanç dizaynı içerisinde, insanların bir belli kola dahil olması mânâsına geliyordu. Mevlevîler, Kadirîler, Nakşîler... Osmanlı imparatorluğu boyunca bir çok tarikat oluşmuştur. Herbir tarikat, Allah'a en yakın insanların oluşturduğu bir dizaynı gözler önüne sermiştir.

Osmanlı'da bir tarikata girmedikçe çırak olunamazdı, kalfa olunamazdı. Allah'ın yoluna girdikten sonra ruhun Allah'a ulaşmasıyla birlikte o kişi kalfalık makamına ulaşabilirdi. Ama tâbiiyet, mutlak olarak bir işe girişin temelini teşkil ederdi. Öyleyse herkes ehli tarikattı, ehli tarîkti.

Osmanlı dediğimiz zaman aklımıza hep en güzel şeyler gelir. Osmanlı öyle bir dizayn oluşturmuştur ki; dünyada bir çok konuda en önde gelen standartlara sahipti. Osmanlı, her tarafta vücuda getirdiği kervansaraylarda yolcularının ağırlanmasını temin ederdi. Kervansaraylarda kalmak, oraya belli bir ücret ödemeyi gerektirmezdi. Kervansarayların hem yapılması hem de görevlerini devam ettirmesi, o çevrede bulunan zeytinliklerin ve başka gelir oluşturan kaynakların insanlar tarafından, onların sahipleri tarafından insanların hizmetine sunulmasını ifade ederdi.

O Osmanlı ki; dünyadaki en büyük posta sistemini kurmuştur. En hızlı sistem Osmanlı'daydı. Osmanlı'nın bulunduğu dizayn içerisinde, Avrupa'nın her köşesine en hızlı standartlarda ulaşan haberciler söz konusuydu. Osmanlı'nın merkezi olan İstanbul'dan Avrupa'ya kadar uzanan dizayn içerisinde, her tarafta tatar ağalarının at değiştireceği menziller vardı. Tatar ağası bu posta sisteminin başındaki kişinin adıydı. O devirde dünyadaki en hızlı posta sistemi Osmanlı'nın sistemiydi. Bir tatar, ulaştırması gereken mektupları zamanında yerine ulaştıran kişidir. Bir çok durakta at değiştirmek imkânının sahibiydi. Öyle güzel dizayn edilmişti ki; bir at yorgunluk noktasında menziline ulaşmış olurdu ve başka bir at, henüz daha devreye girmemiş olan bir at, her zaman bütün menzillerde hazır olarak beklerdi. Bütün takımı yerleştirilmiş bir at. Sevgili kardeşlerim! Her menzilde mutlaka at değiştirilirdi ve de yeni, taptaze bir atla, tatar ağasının adamları tatarlar yani postacılar diyelim, sefere devam ederlerdi. Bu sebeple İstanbul'dan Avrupa'nın herhangi bir noktasına ulaşmak çok kısa bir zaman devresinde mümkün olabilirdi.

Osmanlı, her menzilde bir güzel dizayn içinde kervansaraylar inşa etmişti. Burada her gelene yatacak yer mutlaka temin edilirdi. Parası var veya yok; isteyen, 40 gün süreyle orada ücretsiz kalmak imkânının her zaman sahibiydi. Bu süre uzatılabilirdi. Hiç kimse aç ve açıkta kalmazdı.

Osmanlı'da mahalle sistemi, her mahallede bir cami esasına dayalıydı. O caminin imamı, o bölümün muhtarıydı. Camiye gelenler, ellerindeki fazla olan parayı camiden hemen sonra gelen, o taraftan gelenler için veya evvel gelen diğer taraftan gelenler için bir noktada bir oyuğa para bırakırlardı. Ve de ihtiyaç sahipler, o akşam, akşam ve yatsı namazlarını kıldıktan sonra o taşın oyuğuna giderler ve oradan kendilerine gerekli olanı alırlar ve fazlasına katiyen tenezzül etmezlerdi.

Sevgili kardeşlerim! Osmanlı deyince, ahlâkın temelini oluşturan bir dizayn söz konusuydu. Osmanlı, iftihar edilecek bir dünya dizaynını bütün dünyaya ispat etmiştir. Öyleyse Osmanlı dediğimiz zaman bize hep iftihar etmek düşer. Biz Osmanlı torunuyuz, Osmanlı ile iftihar ederiz.

Sevgili kardeşlerim! İşte bir kuruluş yıl dönümü, işte Osmanlı!

Fatih Sultan Mehmet, babası II. Murad ve onun hocasıyla beraberler. Fatih Sultan Mehmet babasına diyor ki:

-"Ben senin oğlun değil miyim?

O da (II. Murad) diyor ki:

-"Evet, oğlumsun.

O da diyor ki:

-Öyleyse bu beni ne diye dövüyor?

Akşemseddin Hazretleri, aynı zamanda onun da hocası. Yani babasının da hocası.

Babası da diyor ki:

-O beni de döverdi.

Sevgili kardeşlerim! Osmanlı'da hoca o kadar önemli bir yerin sahibi olmuştur. İnsanların en güzele ulaşması için Osmanlı herşeyi yapmıştır. Bir Fatih Sultan Mehmet'i düşündüğümüz zaman, gemilerin karadan Haliç'e indirilmesi olayını gözünüzün önüne getirin. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek olan bir şeyi Fatih Sultan Mehmet gerçekleştirmiştir. Gemileri karadan Haliç'e indirmeyi başarmıştır. Dünyada ilk defa böyle bir olay cereyan etmiştir.

Fatih Sultan Mehmet, çok üst seviyede bir devlet adamıydı ve çok gençti. İstanbul'u işgal etmekle, önce hristiyanlardan ortodoksları kontrol altına almayı başardı ve orada onların toplantılarına iştirak etmeye başladı. Protestanlar da bu devrede bir beraberliği sağladılar. Ama daha ötesi; o gerçekleştirilemedi. Fatih Sultan Mehmet'in ömrü vefa etseydi mutlaka Roma'ya ulaşacak ve Roma'yı da bu beraberliğe davet edecekti. Ortodokslardan sonra hristiyanların geri kalan bölümü de böylece beraberliğin ve birliğin içine girecekti.

Osmanlı hiç kimseyi "Müslüman olacaksın!" diye zorlamamıştır. Herkesi kendi dînlerinde serbest bırakmıştır. Dînlere karşı büyük bir müsamaha ve anlayış göstermiştir. Katolikler, ortodokslar ve müslümanlar bir bütünü oluşturacaktı. Böylece dînlerin birleştirilmesi, Fatih Sultan Mehmet çağında mümkün olacaktı.

Sevgili kardeşlerim! Eğer içinizden "Bir gün mümkün olacak mı?" diye bir sual geçiyorsa biliniz ki mümkün olacak. Şu anda bizim elimizde bu konunun en sağlam delilleri mevcuttur. Nedir bu deliller? 3 dînde de (hristiyanlık, musevilik ve İslâm) mukaddes kitap var. Tevrat var; musevilerin, İncil var; hristiyanların ve Kur'ân-ı Kerim var; müslümanların mukaddes kitabı.

Aslında bu 3 kitap, 3 ayrı dînin de temel unsurlarını bir bütün olarak ele aldığımız zaman ortak noktaların tespiti hiç de zor olmuyor:

Allah'a ulaşmayı dilemek; Tevrat'ta da var, İncil'de de var, Kur'ân'da da var.

Mürşide tâbiiyet; 3 kitapta da mevcut.

Ruhun Allah'a ulaşması; 3 kitapta da mevcut.

Fizik vücudun teslimi; 3 kitapta da mevcut.

Nefsin teslimi; 3 kitapta da mevcut.

Muhlis olmak; 3 kitapta da mevcut.

İradeyi Allah'a teslim etmek; 3 kitapta da mevcut.

Bu mevcutları söylediğimiz zaman bir şeyi daha ilâve etmek mecburiyetindeyiz: Ve farz. Allah'a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbiiyet, ruhun Allah'a teslimi, fizik vücudun Allah'a teslimi, nefsin teslimi, muhlis olmak ve iradeyi Allah'a teslim etmek; 7 safha. 7'si de 3 kitapta; Kur'ân'da da İncil'de de Tevrat'ta da mevcut ve farz.

Öyleyse bu standartlar içinde ortada nasıl bir muhteva görünüyor? Hz. İbrâhîm'in hanif dîni, sadece tek bir dîndir. İkinci bir dîn hiç olmamıştır. Öyleyse böyle bir dizayn içerisinde tek bir dînin muhtevasını bilen insanlar için insanlığın bir yeni dizayna doğru yürümesi asıldır. İşte böyle bir güne mutlaka biz hayattayken ulaşacağız. Dînlerin aynı dîn olduğunu, bütün dünyaya ispat edeceğiz.

Burada yaptığımız tatbikatta, kardeşlerimiz bütün sinagoglara, bütün kiliselere ve camilere teker teker ulaşarak hepsine 7 safha ve 4 teslimi, kendi kitaplarından ispat eden belgeler götürdüler ve burada birkaç müşterek toplantıda ve konferansta bu konu bütünlendi. 3 dînin sahipleri de aslında kendi dînlerinin diğer dînlerle aynı dîn olduğunu kabul ettiler. Tam bir teslimiyetle dînlerin olmadığını, sadece bir tek dînin mevcut olduğunu, o dînin Hz. İbrâhîm'in hanif dîni olduğunu bütün kiliseler, bütün sinagoglar ve bütün camiler kabul ettiler. Bu ne demek? Bu, dünyadaki sulh ve sükûnun oluşması için ilk adım demektir. İlk adım, burada hiçbir itirazla karşılaşılmadan başarıyla tamamlanmıştır. Neden? Çünkü Allahû Tealâ'nın bize öğrettiği Tevrat'taki 7 safha 4 teslim, İncil'deki 7 safha 4 teslim ve Kur'ân'daki 7 safha 4 teslim, tam anlamıyla birbirinin aynı. O zaman bir sonuçla karşı karşıyayız. Dînler yok. Sadece bir tek bir var. O dîn, Hz. İbrâhîm'in hanif dînidir.

Öyleyse düşmanlıkların biteceği günlere yaklaşıyoruz ve Allah'ın bize verdiği temel görev, bu noktadan hareketle dünya sulhunu kurmaktır. Bunu, biz hayattayken gerçekleştireceğimizi göreceksiniz.

Sevgili kardeşlerim! Buradaki başarı, ayrı ayrı dînlere sahip olan kardeşlerimize, hristiyan kardeşlerimize ve musevi kardeşlerimize, temelde kendi dînlerinin de İslâm'ın aynı olduğunu ispat ederek gerçekleşti. Elbette merasimler farklı olabilir. Bu, her dînin kendisine ait olan bir ritüelidir. Ritüelde herkes dilediği şekilde davranacaktır. Bu, hiçbir problem oluşturmaz. Önemli olan, temelde 7 safha ve 4 teslimin 3 dînin de esasını teşkil etmesi, 3 dînde de ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah'a tesliminin farz oluşudur.

Öyleyse Allahû Tealâ'nın bize verdiği bu büyük görevin neden bize verildiği şimdi anlaşılıyor mu acaba? Sevgili kardeşlerim! Biz ilmi insanlardan öğrenmedik. Biz ilmi Allah'tan öğrendik. 8536 sayfalık, 19 ciltlik bir Kur'ân-ı Kerim'imiz var. Tekrar ediyorum: 8536 sayfa. Evet, 8000. 8536 sayfa, 19 cilt. Kur'ân'ın esaslarını ortaya koyduğumuz zaman bunun Tevrat'taki esaslarla, İncil'deki esaslarla hiçbir farklılığının olmadığını tespit ettik. Bu, dünya sulhu için ilk adımdır ve görülecektir ki; gelecek yıllarda dünya sulhu mutlaka kurulacaktır. Bunun merkezinde de biz olacağız.

Sevgili kardeşlerim! İşte bir Türkiye Cumhuriyeti'nden bahsediyorsak, bu cumhuriyet Osmanlı'nın sadece bir devamıdır. Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluk olarak cumhuriyet kurulana kadar devam etmiştir. Sonra cumhuriyet kurulmuştur ama o kan gene o kandır.

Ne demiş bir şair? "Fıtrat değişir sanma, o kan gene o kandır!" Öyleyse hepiniz damarlarınızda Osmanlı kanı taşıyorsunuz. Atalarınız, dedelerinizin dedesi, babalarınızın babası Osmanlı'ydı. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın bir devamıdır. Cihanşümul Osmanlı'nın. Dünya hakimiyeti kuran Osmanlı'nın. Dünyada, bir devrede en büyük toprakların sahibi olan Osmanlı'nın. Adaletin tam temsilcisi olan Osmanlı'nın.

Sevgili kardeşlerim! Bir defa daha altını çizerek söylüyoruz: Biz Osmanlı'ya hayranız. Onlarla sadece övünürüz. Allahû Tealâ'nın insanlığa verdiği o muhteşem dizayn, hepinizi yakından alâkadar etmeli. Osmanlı kanı taşıyorsunuz. Bununla iftihar edin. Bir devirde dünyadaki en büyük toprakların sahibi olmuş olan Osmanlı. Aslında önemli olan, toprakların azlığı veya fazlalığı değil. Önemli olan, dünya sulhunun kurulmasıdır. Dünya sulhunun kurulması ise bizim hayatta bulunduğumuz bu devrede, bizim elimizle vücuda gelecektir. Bu, böyle biline!

Gelecekten bahsetmek, Allahû Tealâ'nın bize verdiği emirle tahakkuk etmiştir. O, geçmişin de sahibidir, geleceğin de sahibidir. Bize gelecekten haber veriyor. Sizlere aktarmamız emriyle birlikte veriyor. Öyleyse biz Allah ile konuşur muyuz? Her an konuşuruz. Her an, biz Allah ile konuşmak yetkisinin sahibiyiz. Bununla da büyük huzur duyarız, mutluluk duyarız ve hiç kimsenin bilmesinden de çekinmeyiz. Bu, bizim hayatımız. Bizim hayatımız, Allah'ın yed-i kudretinde. Dilediği an hayatımızı bitirir.

Sevgili kardeşlerim! Sizlere hep "Allah için yaşayın!" diyoruz. Biz Allah için yaşıyoruz. Geri kalanı hiçbir zaman bize tasa olamaz. Allah'ın tasarrufundayız. Biz yapmayız, O yaptırır. Biz konuşmayız, O konuşturur. Biz bilmeyiz, O bilir ve bizim ağzımızdan bildirir. Öyleyse biz övünç meselesinden bahsetmiyoruz. Biz bir hiçiz. Ama Allahû Tealâ'nın bize kumanda etmesi, Allah'ın bu dünyadaki en büyük ni'metidir. Biz Allah'ın söylediklerini söyleriz. Biz, Allah'ın söylettiklerini söyleriz. Gelecekte de Allah'ın söyleteceklerini söyleyeceğiz.

Sevgili kardeşlerim! Atalarımızla, Osmanlı'yla her zaman iftihar ederiz. Biz, Osmanlı'nın kuruluşundan itibaren Osmanlı'yız. Ceddimiz Evrenos Bey'dir. Osman Gazi'nin en yakınlarından biriydi. Evrenos Bey'den bu tarafa bize kadar geçen devrede ne kadar Evrenosoğlu geçmişse hepsinin listesi elimizdedir. Hiçbir aksaklık olmadan, herkese bunu ispat edecek olan bir sağlam soy kütüğünün sahibiyiz. Bununla da iftihar ederiz. Yani asırlardan beri, Osmanlı'nın kuruluşundan beri Osmanlı olan bir aileden geliyoruz.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın dizaynı açık ve kesindir. Bir hedef söz konusudur. O hedef savaş değildir. O hedef, dünya sulhudur. Allahû Tealâ dünya sulhunu bizim elimizle kuracağını ifade ediyor. Biz bir vasıtayız. Biz, bir telefonuz. Biz, bir hiçiz. Allah'ın söylediklerini söyleriz. Allah'ın söylettiklerinin ötesinde bir şey söylemek yetkisinin asla sahibi değiliz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bu vesileyle hamdolsun ki hakkımızda çok şeyler öğrendiniz. Osmanlı'nın kuruluşundan bu tarafa, hep bizim soyumuzdan birileri Osmanlı'nın içinde olmuştur. Adım adım bütün isimleri sizlere ulaştırabiliriz. Soy kütüğü elimizde. En mutena yerde böyle bir ispat için hazır.

Sevgili kardeşlerim! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. İstiyoruz ki; birbirinize dost olasınız. Allah düşmanlıkların bitmesini istiyor. Bir dünya sulhunun kurulmasını istiyor. İşte biz hayattayken bu dünya sulhunun kurulabildiğini göreceksiniz. Bir çokları için söylediklerimiz bir hayal mahsulü diye değerlendirilebilir. Ama gelecek günler, bütün söylediklerimizin doğru olduğunu birer birer ispat edecektir.

Hayır sevgili kardeşlerim, biz geleceği bilmeyiz. Biz bir müneccim değiliz. Geleceği bilmeyiz ama Allah'ın bize söylediklerini sizlere aktarmakla görevliyiz. Eğer kaynak Allah ise, Allah söylüyorsa, Allah söyletiyorsa bu, doğrularda oluşan bir müessesedir.

Bütün insanlar için mutluluk kapıları ardına kadar açılacaktır. Bir dünya sulhu mutlaka kurulacaktır. Bunun merkezinde de biz olacağız. Böyle bir dizaynda bunu niye söylüyoruz? Allahû Tealâ söylettiği için söylüyoruz. Bu, hemen yarın gerçekleşecek olan bir vakıa değildir. O sonuçlar oluşuncaya kadar belki birkaç iktidar geçecektir. Zaten bizim yapacağımız, bu hedefe ulaşmak konusunda bir gayretimiz söz konusu olmayacaktır. Olaylar bizi oraya taşıyacaktır. Biz gelecek hakkında sadece bunu biliyoruz ve Yüce Rabbimiz bize bunları söylemeyi emrettiği cihetle, siz bunlardan haberdarsınız. Emretmeseydi, bir ömür boyu biz bunları kimseye bildirmezdik.

Sevgili kardeşlerim! Bunlar güzel haberler. Dünyada savaşların biteceği, sulh ve sükûnun bütün dünyada yeşereceği bir güne, biz hayattayken dünya mutlaka ulaşacaktır. Kim hangi cepheden ne yaparsa yapsın, Allah'ın kanununu hiç kimse bozamaz, değiştiremez. Hakikatler, söylediğimiz şekilde tahakkuk ettikçe, bunların gerçekten O'nun tarafından söylenmiş olduğunu herkes öğrenecektir. Hiçbir şeyin ispatına gerek görmüyoruz. Biz sadece Rabbimizin bize söylettiklerini söyleriz. Bundan da hiç çekinmeyiz. Hayatımızın mı? Şu kadar kıymeti yok. Biz, Allah'ın azatsız kölesiyiz. Allah için yaşarız, Allah için ölürüz.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın dizaynına baktığımız zaman bunun muhteşem bir dizayn olduğunu görüyoruz. Biz Allah'a hayranız. Hayatımızı Allah'a adadık. O'nun gölgesinde yaşıyoruz ve bir ömür böyle geçecek. Biliyoruz ki; ağır bir görevin sorumlusuyuz. Ama bu bizi hiç korkutmuyor. Neden korkutmuyor? Çünkü Allah'ın tasarrufundayız.

Sevgili kardeşlerim! Sözlerimiz burada tamamlanıyor. Allahû Tealâ'nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı