Osmanlı'da Yaşam - 4

2311 readings

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN 712. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ'ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha sizlerle Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı.

Sevgili kardeşlerim! Bugün Osmanlı İmparatorluğu'nun 712. kuruluş yıldönümü. 27 Ocak 2011. Osmanlı İmparatorluğu, cihan şümul Osmanlı İmparatorluğu... Adaletin ve Allah'a yaklaşımın sembolü olan Osmanlı İmparatorluğu...

Sevgili kardeşlerim! Osmanlı Allah'a en yakın insan topluluğunu temsil eder. Yüzlerce yıl süren Osmanlı İmparatorluğu'nun dizaynına baktığımız zaman Allah'ın hep önde olduğunu görürüz.

Hangi padişah gelmişse mutlaka onunla beraber bir lala olurdu. O, Allah'a en yakın insanlardan biri olurdu. Görevi neydi? Görevi, çocukluktan itibaren padişah namzedini Allah'a yaklaştırmak.

Tasavvuf Osmanlı'nın bel kemiğiydi. İnsanların çok büyük bir kısmı tasavvuftandı. Herşey en güzel standartlarda cereyan ediyordu. Her caminin bir hocası söz konusuydu. O çevredeki bütün insanlar o caminin hocasına çok açık bir şekilde itaat ederlerdi.

Bütün camilerin yanı başında mutlaka bir para konulacak yer olurdu. Oraya parası olanlar mutlaka para koyarlardı ve paraya ihtiyacı olanlar da oradan alırlardı. Bugünün gözleriyle oraya baktığımız zaman, bugün yaşanması çok güç bir olayla karşı karşıyayız. Oradan para alanlar sadece kendilerine lâzım olduğu kadarını alırlardı. Geri kalanını tekrar oraya koyarlardı. O gün elinde başkalarına vermek üzere parası olanlar mutlaka oradaki deliğe, taştaki deliğe paralarını koyarlardı ve hiç eksik olmazdı para.

Sevgili kardeşlerim! Osmanlı, güvenin bütününü temsil ediyordu. İnsanlar Allah'a dünyadaki en yakın insanlardı. Belki ayrı tarikatlar ama asker bir tarikatın, Bektaşi tarikatının sahibiydi. Saray erkânı bir başka tarikatın sahibiydi. Halk çeşitli tarikatların sahipleriydi ama herkes tarikattandı. Tarikattan olmak Osmanlı'da bir şerefti. Hâlâ öyle olması lâzım diye düşünüyoruz.

Tarikat demek, insanı Allah'a teslim eden bir tarîk, bir yol demek. İşte bugün de çeşitli tarikatların varlığını görüyoruz. Bu çeşitli tarikatlar Allah için çalışıyorlar, Allah için varlar. Tıpkı ataları gibi Allah için bütün güzelliklere koşuyorlar.

Sevgili kardeşlerim! Tarikat mensubu olmak bedava bir olay değildi. Tarikata girmek için mutlaka birtakım vasıfların sahibi olmak gerekirdi. Çeşitli tarikatlar ayrı ayrı grupların hedef aldığı tarikatlardı ve her tarikatın başında o tarikatın büyükleri mutlaka mevcuttu.

Saraya baktığımız zaman, sarayda özellikle devleti idare edecek olan, görev alacak hüviyette olanların özel bir eğitime tâbî tutulmaları söz konusuydu. Mutlaka bir ‘pir' bir ‘mürşid' onları terbiye ederdi.

Sevgili kardeşlerim! Her açıdan Osmanlı ibret alınacak bir ülkeydi. Bir devletti. Bir kuvvetti. Allah'a en yakın insanların, dünyada Allah'a en yakın insanların oluşturduğu bir bütünlüğü temsil ediyordu. Osmanlı İmparatorluğu 1299'dan bu tarafa büyük görevler üstlenmişti.

Dürüstlük, doğruluk, Allah'a yakınlık Osmanlı'nın temel göstergeleriydi.

Sevgili kardeşlerim! Ayrı ayrı tarikatların içinde bulunmak hiç kimse için bir farklılık ifade etmiyordu. Hepsi Allah için çalışıyordu.

İnsanlar için Osmanlı dediğimiz zaman adaletin en büyük ölçülerde tezahür ettiği bir devlet söz konusuydu.

Osmanlı, ülkenin birçok yerlerinde kervansaraylar kurmuştu. Bu kervansaraylar yolcuların veya geçim sıkıntısı çekenlerin kalabilecekleri, 3 ay süreyle mutlak olarak yemek, yatmak ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, bir ücret alınmayan muhteşem dizaynı içeriyordu. Çevredeki zeytinliklerden alınan, o zeytinlerin satılmasıyla alınan para, kervansarayların devamını temin ediyordu. 3 aya kadar bir süre herkes kervansarayda kalmak imtiyazının sahibiydi ve kervansaraylar hiçbir zaman insanların giremeyeceği kadar kalabalık olmadı. Sadece ihtiyacı olanlar oraya gittiği için...

Sevgili kardeşlerim! Osmanlı deyince dürüstlüğün, Osmanlı deyince hidayetin, Osmanlı deyince Allah sevgisinin en büyük boyutta yer aldığı bir devir aklımıza geliyor hep.

Bütün insanlar için Allahû Tealâ hedefler tayin eder. Herkesin ne zaman nerede öleceğini, Allahû Tealâ zamanın başında bilir. İşte doğumdan ölüme kadar geçen süreç içinde yaşamak... Bu yaşam Allah'a ne kadar yakınsanız sizi o kadar mutlu eder sevgili kardeşlerimiz.

Osmanlı, mutlulukların en üst noktasını yaşardı. Hiç kimse Osmanlı'da aç kalmazdı. Mutlaka onların gıdasını temin edecek olan yerler her zaman hazırdı. İnsanlar çalışmaktan yılmazlardı. Her mesleğin kendisine has bir tebaası vardı. Bütün insanlar ayrı ayrı pirlere de olsa, hepsi tâbiiyeti yaşarlardı. Osmanlı'nın müslüman halkı çok büyük bir yüzde ile tasavvuf erbabıydı.

İşte bu tasavvuf müessesesi, tâbî olan bir insanın ruhunun mutlaka vücuttan ayrılmasını ve Allah'a doğru yolculuğa çıkmasını temin ettiği cihetle, hepsi Allah'ın yolundaydılar. O kişinin manevî çalışmalarıyla, tâbiiyetle beraber vücuttan ayrılan ruh, Allah'a doğru bir yolculuğa çıkar ve kişinin 7-8 aylık bir ömrü varsa ruhu mutlaka Allah'a ulaşırdı. Ne olurdu? Bu insanlar ‘ermiş evliya' olurdu. Nereye ermiş? Allah'a ermiş. Neleri ermiş? Ruhları ermiş.

Allah'a ölümden sonra mutlaka dönecek olan ruhu ölümden sonra değil, bu dünya hayatını yaşarken Allah'a ulaştırmak, işte o herkesin kolayca gerçekleştirebileceği ama bütün insanları cehennemden kurtarıp mutlaka 3. kat cennete kadar ulaştırabileceği bir müesseseydi. İnsanların tâbî olduktan sonra 7-8 aylık bir ömrü varsa... Varsa, mutlaka o kişinin ruhu Allah'a ulaşacaktı ve o kişi Allah'a ulaşmayı dileyip de ölse, 1. kat cennetin sahibi olarak ölecekti. Eğer yaşar da Allah'tan mürşidini sorar, mürşidine ulaşırsa, ondan sonra ölürse 2. kat cennetin sahibi olarak ölürdü. Zaten yaşarsa 7-8 aylık bir devre içinde ruhu mutlaka Allahû Tealâ'ya ulaşırdı. Onlar da 3. kat cennetin sahibi olurdu.

Sevgili kardeşlerim! Bu bütün Osmanlı için bir muhteva teşkil ederdi. İslâm kesimi bunları mutlak olarak gerçekleştirmekle vazifeli sayardı kendisini ve de zaten Allahû Tealâ ne diyordu? "Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım." Öyleyse Allahû Tealâ da mutlaka sözünü tutuyordu ve Allah'a ulaşmayı dileyen bu insanları ruhen Allah'a ulaştırıyordu.

Allahû Tealâ ruhunun bir emanet olarak verildiğini söylüyor ve ruhunu geri istiyor. Allah'ın istediği, bu dünya hayatında ruhu Allah'a teslim etmek. Allah'ın istediği, fizik vücudu ruhun arkasından Allah'a teslim etmek. Allah'ın istediği, nefsi Allah'a teslim etmek. Allah'ın istediği, iradeyi de Allah'a teslim etmek.

İşte, Allah'a ulaşmayı dilemekten iradenin teslimine kadar geçen safhalar 7 ayrı muhteva taşıyor:

1- Allah'a ulaşmayı dilemek

2- Mürşide tâbiiyet

3- Ruhun Allah'a ulaşması

4- Fizik vücudun teslimi

5- Nefsin teslimi

6- Muhlis olmak

7- İradeyi Allah'a teslim etmek.

Teslimlere baktığımız zaman;

-Ruhun

-Vechin

-Nefsin

-İradenin Allah'a teslimini görüyoruz.

İşte Osmanlı'da aşağı yukarı herkes tasavvuf mensubuydu. Çeşitli tarikatlar, çeşitli grupları oluşturuyordu.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın dizaynı içerisinde insanlar herşeyi en güzel şekilde dizayn edebilirler. Yeter ki Allah'ın emirlerine itaat etsinler, Allah'ın emirlerinin muhtevasında kalsınlar.

İnsanlar için Osmanlı İmparatorluğu boyunca hep mutluluk söz konusuydu. Adaletsizliğe toplum müsaade etmezdi.

Sevgili kardeşlerim! Her açıdan dünyanın ilgisini çeken ve hayran olunan atalarımızdı Osmanlı'lar. Dürüstlükleri üzerine kitaplar yazılmıştır.

Sevgili kardeşlerim! Hepsi tasavvuf müessesesinin birer erbabıydı. Halktan birisi bir dükkâna giriyor ve dükkândaki dükkân sahibiyle konuşuyor:

-Bana bir defter ver, diyor. Bir defter satın alıyor.

Bakkal da diyor ki:

-Ne yapacaksın o defteri?

O zat diyor ki:

-Ben bu deftere Allah'ın evliyasını yazacağım, velîlerini yazacağım. Velîlerin ismini...

Adam defteri veriyor. Diyor ki:

-Beni de yaz.

Dükkândan çıkan adama kasap sesleniyor:

-Beni de yaz, diye.

Manav sesleniyor:

-Beni de yaz, diye

Esnafın herbirisi arkadan sesleniyorlar:

-Beni de yaz, diye.

Bunun mânâsı ne sevgili kardeşlerim? Hiçbirisi orada değildi bu iki kişi konuşurken, defter alırken, defteri sahibinden alırken ötekiler orada değildi. Ama hepsinin aynı anda haberi oluyor. Allahû Tealâ haber veriyor onlara ve birer birer dükkânlarından çıkıp arkasından bağırıyorlar "Beni de yaz." diye.

Sevgili kardeşlerim! İşte, onlar bizim atalarımızdı. Onlar Allah'a en yakın insanlardı.

Allah'a yakın olmak gerçek anlamda bir mazhariyettir. Allah'a yakın olmak mutluluğun temelidir. Hani bir laf var ya: "Ne kaa küfte, o kaa ekmek." Ne kadar Allah'a yakınsanız o kadar mutlu olursunuz. Ne kadar Allah'a yakınsanız, negatif faktörlerden Allah sizi o kadar uzaklaştırır.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar içki içerler orada bir şeyler beklerler, mutluluk... Halbuki mutluluğun yolu içki içmekte değil ki sevgili kardeşlerim. Mutluluğun yolu, Allah'ın yolunda olmakta. Kim Allah'ın yoluna girerse, o kişi mutluluğu mutlak olarak yaşar.

Peki, her Allah'ın yoluna girdiğini zanneden kişi girmiş midir? Hayır. Allah'ın yoluna girenler kendileri hissederler, yaşarlar. Hayattan zevk almaya başlamışlardır. Namaz kılmak onlar için bir doyumsuzluktur, bir zevktir. Zikir yapmak, daimî zikre kadar ulaşan bir güzel muhtevayı onlara sevdirmiştir. Onlar başkalarına yardımı severler. Onlar Allah için yaşarlar. Onlardan kimseye zarar gelmez.

Sevgili kardeşlerim! Herşey öylesine güzel dizayn edilmiş ki Allahû Tealâ tarafından. Allahû Tealâ Allah'a ulaşmayı dileyenin kalbini mutlak olarak %51 oranında temizler. Bu Allah'ın sözüdür: "Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım." buyuruyor Allahû Tealâ.

Öyleyse bunu yapacak ki kişi nefs tezkiyesini yapsın. Yani nefsinin kalbi %49+2, %2 rahmet, %49 da fazl birikimiyle, %51 nur birikimine ulaşsın. Yani nefsinin kalbinin yarısından fazlası nur olsun. Bu, herkes için Allahû Tealâ tarafından garanti ediliyor. "Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım." ifadesi bunu açık ve kesin bir şekilde ispat ediyor hepimize.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Allah'ı sevmek, Allah için yaşamak, Allah için hedefe gitmek, bunların hepsi Allah'ın bir ni'meti.

Allahû Tealâ ne istiyor bizden? İstediği şey, bizim Allah'a teslim olmamız. Neden acaba dînimize "İslâm dîni" deniliyor? "İslâm" kelimesi "silm" kökünden gelir. "Teslim" kelimesi de "silm" kökünden gelir.

İşte İslâm. Kimdir İslâm? Allah'a teslim olan kişi İslâm'dır. Nesini teslim etmiş? Allah'a ruhunu teslim etmiş. Sonra daha öteye geçmiş, fizik vücudunu teslim etmiş. Sonra daha öteye geçmiş, nefsini teslim etmiş. Sonra muhlis olmuş. Sonra iradesini de Allah'a teslim etmiş. İşte bunlar teslimin yukarıya doğru giden kademelerde sıralanmasıdır. Ama görülüyor ki; İslâm tam ismine uygun olarak teslimlerden ibarettir.

Öyleyse bunlarda, bu teslimlerde ruhun teslimi meselenin başlangıcıdır. Kişi ruhun teslimindeki %51 nur birikimine zaten sahip olmuştu. Burada, fizik vücudun tesliminde bu rakam %81'e ulaşır. Nefsin tesliminde %100'e ulaşır. İradenin tesliminde aynı %100 devam eder ama muhteva değişir.

Bir kişinin iradesini Allah'a teslim etmesi, Allah tarafından idare edilmeye başlaması demektir. Allah tarafından yönetilmeye başlaması demektir. O kişi kendiliğinden bir şey yapamaz. İradesini Allah'a teslim eden bir kişi, kendiliğinden bir şey yapmak yetkisinin sahibi değildir. Allah ona ne yaptırırsa sadece onu yapabilir ve bu, onun için doyulmaz bir zevktir. Neden zevktir? Çünkü nefsinde hiç afet kalmamıştır.

Allah'ın idaresinde olmak ise, Allah'ın yaptırdıklarını yapmak ise, her an Allah ile ilişkide olmak demek. Allah ne yaptırırsa onu yapmak, Allah ne söyletirse onu söylemek.

Sevgili kardeşlerim! Her devirde bunu gerçekleştirebilen insanlar mutlaka vardır. Kıyâmete kadar da olacaktır. Bütün insanlar için varılması lâzımgelen hedef budur: Ruhu, vechi (fizik vücudu), nefsi ve iradeyi Allah'a teslim etmek. Dört tane teslim; ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah'a teslimi.

Safhalar, 4 tane teslimi oluşturacak olan safhalar. Hiç kimse Allah'a ulaşmayı dilemeden onun ruhu Allah'a ulaşamaz. Birinci teslim gerçekleşemez. Kişi Allah'a ulaşmayı dileyecek, Allahû Tealâ ona mürşid sevgisi verecek. Kişi hacet namazını kıldığında mürşidini görecek. Mutlaka gösterir Allahû Tealâ. Kim Allah'a ulaşmayı dilemişse, o kişi hacet namazını kılıp Allah'tan mürşidini sorduğu taktirde, Allah'ın o kişiye mürşidini göstermemesi mümkün değildir. Eğer göstermiyorsa o kişi talebini gerçek anlamda tahakkuk ettirememiştir. Yapması lâzımgelen şey son derece basittir. Tekrar hacet namazını kılacak, Allah'tan mağfiret dileyecek ve Allah'tan mürşidini soracaktır.

"Yarabbi! Ben de mürşidimi istiyorum. Biliyorum ki ben mürşidime tâbî olamazsam benim ruhum Sana ulaşamaz. O zaman ben ermiş evliya olamam. Ama ben çok istiyorum ermiş evliya olmayı. Onun için Ey Yüce Allah'ım! Ben bu gece gene hacet namazını kılacağım. Gene Sana soracağım. Kim benim mürşidim?" diyecektir.

İşte kişi hacet namazını kılar ve Allah'tan mürşidini sorarsa mutlaka neticede Allahû Tealâ ona mürşidini gösterecektir. O zaman yapması lâzımgelen şey, mürşidi nerede olursa olsun, Hint'de Yemen'de de olsa gidip onu bulmak ve ona tâbî olmak.

İşte kardeşlerim, Allahû Tealâ insanlardan bir tek şey istiyor; insanların mutlu olmasını. İstediği o tek şey her an mümkün. Bütün insanlar için mümkün.

Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, o kişi mutlaka Allah'ın Kendisine ulaştıracak olan birisini, Allah'ın kendisine gösterdiğini görecektir. Ne yapacaktır? Mürşidinin kim olduğunu hacet namazını kılıp Allah'tan soracaktır. Boy abdesti alacaktır. Hacet namazını kılacaktır ve Allah'tan mürşidini soracaktır. Eğer kişi gerçek anlamda, kalben Allah'a ulaşmayı dilemişse Allahû Tealâ'nın o kişiye mürşidini göstermemesi mümkün değildir. Eğer göstermiyorsa, o zaman o kişi gerçek anlamda Allah'a ulaşmayı dilememiştir, dileyememiştir. Tekrar dilemesi gerekir. Boy abdesti alıp hacet namazını kılıp tekrar dilemesi gerekir. Ve gerçek anlamda, kalben Allah'a ulaşmayı dileyen bir kişiye Allahû Tealâ mürşidini mutlak olarak gösterecektir.

Sevgili kardeşlerim! Yaşamak bir mutluluktur. Yaşamak bir huzurdur. Yaşamak bir sevgi selidir. Bu selin içinde boğulmak söz konusu değildir. Mutlaka o sel sizi dağlar aşırtıp Allah'a ulaştırır.

Sevgili kardeşlerim! O kadar basit ki! Allahû Tealâ'nın ifadesi: "Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım." Yani: "Sizin Bana ulaşmayı dilemeniz yeterli. Sizdeki bütün vasıfları Ben, Bana ulaşabileceğiniz bir formasyona mutlaka ulaştıracağım. Ben sizi Kendime ulaştıracağım. Sizi Bana ulaşacak bir vasıf kazandırarak bir yeni hüviyete sokacağım. Ve siz zikir yapmaktan zevk alacaksınız. Namaz kılmaktan zevk alacaksınız. Siz dünyada yaşayan insanların en mutlularından birisi olacaksınız. Çünkü Bana doğru yola çıkmış olacaksınız." Böyle söylemiş oluyor Allahû Tealâ,

Sevgili kardeşlerim! Yaşamak gerçekten güzel bir şey. Bir ömre değer. Ömür Allah'ın dostu iseniz ardarda yaşayacağınız mutluluklar sebebiyle dünyadaki en mutlu insanlardan biri olarak sizi yaşatır. Ölene kadar huzur içinde yaşayıp gidersiniz. Herkesi seversiniz. İnsanlardan çok nadir insanlar sizi sevmezler. Onların da ne yazık ki kalpleri kapkaranlıktır. Allah'ın yoluna girmedikleri için, tasavvufu yaşamadıkları için... Onlara sadece acırsınız sevgili kardeşlerim.

Allahû Tealâ'nın bütün insanlar için hedef gösterdiği şey, tam dînimizin ifadesi olan teslimdir. Önce bir insan ruhunu Allah'a teslim eder ki Allahû Tealâ bunu garanti ediyor: "Kim Bana ulaşmayı yani ruhunu Bana ulaştırmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım. Yani Ben onun ruhunu Kendime ulaştırırım." Bu, Allah'ın garantisidir. Tevrat'ta da İncil'de de Kur'ân-ı Kerim'de de bu husus tamamen gerçek anlamda yer almıştır.

Sevgili kardeşlerim! Dînler deyince her dînin sahibi, diğer dînlerin sahiplerini küçümser. "Hadi canım sen de, onlar kâfirdir." der. Ama sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ bize üç kitabın da muhtevasını gösterdi ve üç kitaplı dînde de yani indiriliş sırasıyla Tevrat'ta da İncil'de de Kur'ân-ı Kerim'de de 7 safha ve 4 teslimi, Allahû Tealâ bize teker teker göstererek yazdırdı. 7 safha ve 4 teslim Tevrat'ta da var, İncil'de de var, Kur'ân-ı Kerim'de de var.

Öyleyse dînler yoktur. Sadece Hz. İbrâhîm'in hanif dîni vardır. İşte bu dîn bir başka adıyla İslâm dînidir yani Allah'a teslim dînidir.

Neyin teslimi? Ruhun teslimi. Neyin teslimi? Fizik vücudun teslimi. Neyin teslimi? Nefsin teslimi. Neyin teslimi? İradenin teslimi. 4 tane teslim ama 7 safha.

1- Allah'a ulaşmayı dilemek

2- Mürşide tâbiiyet

3- Ruhun Allah'a ulaşması, teslimi

4- Fizik vücudun teslimi

5- Nefsin teslimi

6- Muhlis olmak

7- İradenin teslimi.

Sevgili kardeşlerim! O zaman siz de söylemez miydiniz acaba bu hedeflere ulaşmış olsaydınız? "Herşey çok mu güzel? Yoksa bana mı öyle geliyor?" diye.

Herşey öylesine güzel ki sevgili kardeşlerim! Öyleyse ne duruyorsunuz? Koşun, Allah'a koşun! Allah'ın sizi ulaştırmak istediği o hedeflere koşun!

Allah'a ulaşmayı dilemeyenler! Sizlere sesleniyorum! Cennete girmenin yolu, Allahû Tealâ tarafından bir tek dilekle garanti edilmiştir. Eğer siz kalpten bir dilekle Allah'a ulaşmayı dilerseniz, mutlaka Allah'a ulaşırsınız. Allah sizi Kendisine ulaştıracaktır. Bu konuda garantisi var.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepinizin sonsuz mutluluklara ulaştırılmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz. Hepinizi çok ama çok sevdiğimizi bir defa daha tekrar ederek...

Allah hepinizden razı olsun.

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı