Osmanlı'da Kıssalar

10901 readings

DEFTERE BENİ DE YAZ


Osmanlılar, hepsi tasavvuf müessesesinin birer erbabıydı. Halktan birisi bir dükkâna giriyor ve dükkândaki dükkân sahibiyle konuşuyor:

-Bana bir defter ver, diyor. Bir defter satın alıyor.

Bakkal da diyor ki:

-Ne yapacaksın o defteri?

O zat diyor ki:

-Ben bu deftere Allah'ın evliyasını yazacağım, velîlerini yazacağım. Velîlerin ismini...

Adam defteri veriyor. Diyor ki:

-Beni de yaz.

Dükkândan çıkan adama kasap sesleniyor:

-Beni de yaz, diye.

Manav sesleniyor:

-Beni de yaz, diye

Esnafın herbirisi arkadan sesleniyorlar:

-Beni de yaz, diye.

Bunun mânâsı ne? Hiçbirisi orada değildi bu iki kişi konuşurken, defter alırken, defteri sahibinden alırken ötekiler orada değildi. Ama hepsinin aynı anda haberi oluyor. Allahû Tealâ haber veriyor onlara ve birer birer dükkânlarından çıkıp arkasından bağırıyorlar "Beni de yaz." diye. İşte, onlar bizim atalarımızdı. Onlar Allah'a en yakın insanlardı.

--------------------------------------------------------------------------------------------


BAKKAL DÜKKANI VE SİFTAH


Bir sabah bir kişi bakkal dükkânına giriyor ve raftaki bir şeyi istiyor. Bakkal diyor ki:

-Satılık değil. Size onu veremem.

Adam diyor ki:

-Satılık olmaz mı? Burası bakkal dükkânı değil mi?

-Evet, burası bakkal dükkânı. Ama şu karşıdaki dükkândan alırsanız beni çok mutlu edersiniz.

-Neden?

-Çünkü ben bugün siftah yaptım. Ama oradaki kardeşimiz henüz yapmadı. Sizden ona bir iyilik yapmanızı rica edebilir miyim? Oraya gidip oradan alış veriş yapın lütfen.


------------------------------------------------------------------------------------


KUMAŞ VE İNGİLİZ TÜCCAR

Bir İngiliz tüccar, Osmanlı'dan kumaş alıyor. Osmanlı birer birer topları gösteriyor, teslim ediyor; gösteriyor, teslim ediyor. Ama Osmanlı tüccarının bir tanesinde bir şey dikkatini çekiyor. Kumaşta bir hata var. Defolu bir kumaş. O kumaşı çekiyor, kenara koyuyor, ötekileri veriyor. İngiliz tüccar diyor ki:

- Neden o kumaşı kenara aldın?

O diyor ki:

- Bak, burada bu kumaşın defosu var. O kumaşı sana veremem.

- İyi ya defosu varsa var. O, onun fiyatını düşürür. Ben onu senin uygun göreceğin düşük bir fiyatla satın almak istiyorum.

Osmanlı tüccarı diyor ki:

- Hayır, onu sana vermem mümkün değil. Ötekilerden daha fazla para versen de ben sana o kumaşı vermem. Çünkü sen onu satacaksın. Sattığın zaman da o kumaş bir başkasına gidecek. Bu kumaşı buradan aldığını sen söylemesen de, gerçek bir tüccar bir bakışta Osmanlı'nın dokuduğu malı derhal anlar. Ve de onda defo olursa sen lekelenmezsin, ben lekelenirim. Bu sebeple sana bu kumaşı vermem.

----------------------------------------------------------------------------------------


YAVUZ SULTAN SELİM VE GOBİ ÇÖLÜ


Yavuz Sultan Selim sefere çıktığı zaman Gobi Çölünü geçerken atından inip yürümeye başlıyor ve yaya gidiyor. Asker zaten perişan. Uzun yollardan gelmişler. At üstünde herkes yorgun. En sonunda baş vezir dayanamıyor:

-Padişahım, asker zaten perişan. Siz de atınızdan indiniz; yaya gidiyorsunuz, diyor.

Yavuz Sultan Selim ona dönüyor ve diyor ki:

-Görmüyor musun? Orada, önümüzde Peygamber Efendimiz (S.A.V) gidiyor. O, atından inmiş yaya giderken ben at üzerinde olabilir miyim?


-------------------------------------------------------------------------------------


KABAĞIN SAHİBİ


Vaktiyle bir derviş, nefsi ile mücadelededir, bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınarak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekle olmamaktadır.Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir...

Saç, sakal, bıyık, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

Berberden kendisini traş etmesini ister. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynadan durumu izlemektedir. Basının bir kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atar ve şaklabanlık yaparak:

"Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!" diye kükrer.

Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz olması gerektir. Kaideyi bozmaz derviş, hiç ses etmez, usulca kalkar yerinden.

Berber mahcup olur ama, korkmuştur da. Sesini çıkartamaz. Kabadayı Dervişin kalktığı koltuğa oturur, berber traşa baslar. Traş sırasında da devamlı olarak dervişi aşağılayıp alay etmeye devan eder;

"Kabak aşağı, kabak yukarı....."

Traş biter, kabadayı dükkandan çıkar.

Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıya çarpar. Kabadayı orada yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basarlar. Berber ise şaşkındır. Bir bu kötü manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:

- Biraz ağır olmadı mi derviş efendi??..

Derviş mahzun ve düşünceli bir şekilde cevap verir:

- Vallahi asla gücenmedim ona. Hatta hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. "O" gücenmiş olmalı!..

----------------------------------------------------------------------------------------


FATİH SULTAN MEHMET VE KADI - (ADALET)


Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı tebaasından bir hristiyan, kapısının önünde ağlıyor. Oradan geçmekte olan birisi: "Kardeşim, niçin ağlıyorsun?" diyor. O da derdini anlatıyor. Fatih Sultan Mehmet, Fatih Camiini yaptıracak yer arıyor. Bir yer bulmuş ama sahibi "Satmam." diye tutturmuş. Fatih Sultan Mehmet, adamlar göndermiş. Onun kalbini kazanmaya çalışmış. Herşeyi denemiş ama adam Nuh diyor, peygamber demiyor. Fatih Sultan Mehmet onun toprağı üzerine şimdiki Fatih Camiini yaptırıyor. İşte ağlayan adam o. O ağlayan adama sokaktan geçen diyor ki:

- Evlâdım, neden ağlıyorsun? Kadıya git. Kadı efendi adaleti mutlaka yerine getirir.

- İyi ama bu kadı efendinin padişaha nesi olabilir ki?

- Nesi olduğunu görürsün. Sen git.

Ve mahkeme cereyan ediyor. Fatih Sultan Mehmet ayakta; kadı efendi oturuyor ve mahkemenin başlaması söz konusu. Fatih Sultan Mehmet müdafaasını yapıyor ve diyor ki:

- Ben orada bir camii yaptırmak istedim ve ona çok paralar vaad ettim ama hiçbirini kabul etmedi ve ben camiyi inşa ettirdim.

Fatih Sultan Mehmet sahibinden izinsiz, arsa üzerinde inşa ettirdiği cami sebebiyle elinin kesilmesi cezasıyla tehdit altında.

Kadı efendi soruyor:

- Evlâdım, bak bu bir padişah. Ama ben Allah'ın kadısıyım ve de bana emrettiği şey, böyle bir durumda onun kolunu kesmektir. Ben şimdi onun kolunu kesip hükmü eda edeceğim, yerine getireceğim.

Yabancı tebaa bakıyor ki; gerçekten kadı efendi padişahın elini kesecek. O zaman davadan vazgeçtiğini söylüyor. Kadı efendi diyor ki:

- Böyle bir davadan vazgeçersen, sana o arsanın bedelinin kaç katı büyük miktarda para verilir.

Adam davadan vazgeçiyor. Fatih Sultan Mehmet diyor ki:

- Ben ona şu anda bin altın vereceğim ve ömrü boyunca da her gün bir altın devam edecek.

Mahkeme bitiyor. Mahkeme bitince kadı efendi derhal ayağa kalkıyor ve diyor ki:

-Padişahım, şu ana kadar ben kadıydım; ben Allah'ı temsil ediyordum. Ben oturuyordum, siz ayaktaydınız. Ama şu andan itibaren mahkeme bitmiştir. Senin sadık bir tebaan olarak ben ayaktayım ve artık kadı falan değilim. Sizin sadık bir tebaanızım.

Fatih Sultan Mehmet, kadı efendinin sözlerinden sonra ne yapacağına bakıyor. Kadı efendi kılıcını çekiyor ve diyor ki:

- Eğer padişah olarak yanlış bir şey yapsaydın, seni öldürürdüm.

Fatih Sultan Mehmet de beraberinde getirdiği kılıcını çekiyor ve diyor ki:

- Eğer sen, ben padişahım diye haksız olmama rağmen beni haklı çıkarsaydın, benim de yapacağım şey bu kılıçla aynı şeydi. Ben de seni öldürecektim.

-----------------------------------------------------------------------------------


FATİH SULTAN MEHMET “ÖYLEYSE BU BENİ NEDEN DÖVÜYOR?”


Fatih Sultan Mehmet'in babası II. Murat, kendisini ziyarete gelen mürşidi Akşemseddin Hazretleri ile yanındaki onun yardımcısıyla birlikte konuşurken Fatih Sultan Mehmet ortalıkta dolaşıyor. Fatih Sultan Mehmet, 4 yaşında, Akşemseddin Hazretleri tarafından eğitiliyor ve babasına diyor ki:

-Sen sultan-ı iklimi rum değil misen?

Babası:

-Öyleyem. Sultanı iklimi rumum, diyor.

-Bu da senin emrinde olan tebaandan biri değil mi?

-Evet.

-Öyleyse bu beni neden dövüyor?

Akşemseddin Hazretleri ile beraber getirdiği kişi, Fatih Sultan Mehmet'in hocası. Akşemseddin Hazretleri de onun (getirdiği kişinin) hocası.

Babası diyor ki:

-İşte onun hocası olan buydu. Vaktiyle beni döverdi.

Osmanlı'da hoca o kadar önemli bir yerin sahibi olmuştur.

-----------------------------------------------------------------------------------


BARBAROS HAYRETTİN PAŞA VE ZAFER


Barbaros Hayrettin Paşa, sonradan Barbaros adını alacak olan zat, çok büyük bir donanmanın sahibiydi. Bir korsandı. Adaletsizliğe hiçbir zaman müsaade etmeyen bir korsan. Çok sayıda geminin sahibiydi. Padişah onu Kaptan-ı Derya tayin eyledi. Böylece Akdeniz'in en büyük donanması Osmanlı'nın emrine girdi. Avrupa bunu kaldıramazdı. Avrupa kendi arasında bir beraberliği sağlamak üzere Andrea Dorya'yı kumandan tayin ederek bütün Avrupa ülkelerindeki hristiyanların savaş gemileri biraraya toplandı ve Osmanlı'ya karşı savaşa girdiler.

Savaştan bir gece evvel Barbaros Hayrettin Paşa hiç uyumadı. Bütün gece Allahû Tealâ'ya yalvardı. "Bu savaşı mutlaka bizim kazanmamız lâzım. Biz, İslâm'ız. Ne yapmam lâzımsa bana emret." diye Allahû Tealâ'ya talepte bulundu. Allahû Tealâ da gemilerin bordasına dua yazılmasını istedi. Emretti ve bütün gemilerin bordalarına yazıldı.

Sabah alacakaranlıkta savaş başladığı zaman Osmanlı donanması rüzgârı baştan alıyordu ve durum çok büyük ölçüde aleyhlerineydi. Ama Allah, rüzgârın istikametini değiştirdi. Rüzgârı, istikamet değiştirdikten sonra arkadan almaya başlayan Barbaros Hayrettin Paşa'nın donanması duruma hâkim oldu. Andrea Dorya'nın gemilerini tarumar etti.

------------------------------------------------------------------------------------

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı