Osmanlı Kültürünü Yaşatma DerneğiOsmanlı’da AileYABANCI GÖZÜYLE OSMANLI DA ÇOCUK TERBİYESİ

Yabancı Gözüyle Osmanlı da Çocuk Terbiyesi

2722 readings

YABANCI GÖZÜYLE OSMANLI’DA ÇOCUK TERBİYESİ

 

Anadolu’da çocuk giydirme merasimlerindeki önemli geleneklerden birisi de, yeni doğacak bebeğin iç çamaşırlarının babasının eski iç gömleğinden, iç donundan dikilerek hazırlanmasıydı.            Bebek doğar doğmaz, ilk olarak bu çamaşırlar giydirilerek, tenine değmesi ve bebeğe kokması sağlanıp; “Yavru, ana kokusunu bilir, baba kokusunu da alsın, babasını da sevsin.” düşüncesiyle bu gelenek devam ettirilirdi.

Batı yazarları ağır-başlılık, ciddiyet ve vakar gibi meziyetleri eski Türk çocuklarından bile görüp hayretle bahsetmişlerdir. Mesela; Doktor A.Brayer’in kıymetli bir eserinde şöyle bir izahatla karşılaşılır:

“Eğer bir seyyah (gezgin) yazın öğleden sonra, Boğaziçi’nin her iki sahilinde sık sık görülen güzel

yerlerden birine doğru gidecek olursa, pek bariz bir merakla gözlerini dikmemek şartıyla etrafına bakınca çınar ağaçlarının gölgelendirdiği ve gezmeye gelenlerin hararetini teskin eden çeşme sularının serinlik verdiği bir set üstündeki köslerin harem kadınları tarafından işgal edilmiş olduğu görülür. Bunların içindeki genç annenin son (en küçük) yavrusunu zarif bir mahcubiyet içinde okşadığı ve daha büyük çocuklarına bakmak vazifesini de kendi annesine bıraktığı görülür. Bu çocuklar arasında gürültülü oyunlardan, hızlı koşmacalardan, çığlıklardan, itişip kakışmalardan ve hele küfürlerle, tokat ve yumruk darbelerinden eser bile görülemez. Bunlar İslâm terbiyesiyle ıslah edilmiş oldukları için, o kadar sakin sakin eğlenirler ki, sesleri bile güç duyulur. Büyükanneleri kendi zamanına ait menkıbeleri anlatır; hayat tecrübelerini öğretir ve atasözleriyle bitirdiği kıssaları hafiften nida gibi dinlenir.”

 

Aynı eserde eski Türk çocuğunun sükûn ve vakarını şöyle anlatır:

“Türk çocukları başka memleketlerdekilere benzemezler. Ne gürültü ederler, ne de ağlayıp dururlar. Şark’ta geçirdiğim üç seneye yakın zaman zarfında hiçbir Türk çocuğunun bağırıp çağırdığını işitmedim. Mektebe gittiklerini gördüğüm yavruların tavırları sakin, yürüyüşleri tıpkı yaşlı başlı Osmanlılar gibi vakuraneydi (ağırbaşlıydı).”

Amedee Jaubert’in “Vogage en Armenie et Perse” ismindeki eserinin 1821 Paris baskısının 298. ve 299. sahifelerinde faile muhitinde Osmanlı babasını ve vakarını şöyle tasvir eder: “…Baba nüfuzu bizdekinden daha kuvvetli olduğu için, oğullar sebeb-i hayatlarına karşı hep aynı şekilde hareket ederler. Pek erkenden o kadar derin bir hürmete alışırlar ki, bir yabancı o hâli görünce onları evlerin uşakları zannedebilir. Babalarının huzurunda ayakta durup sükût içinde emirlerini beklerler. Sofralarına kabul edilmezler; yalnız yemekte hizmet ederler. Evlendikleri gün bile düğün ziyafetine iştirak ettirilmezler: Bizim kendi gözlerimizle gördüklerimiz işte bunlardır.”

 

Fransız müelliflerinden A. Castellan’ın 1811’de neşrolunan bir eserinde Türk iyiliği şöyle ifade edilir:“Türkler ihtiyarlarla çocuklara hürmet ve riayet gösterirler ve hatta iyiliklerini hayvanlara bile teşmil ederler.”

Dr. A. Brayer’nin “Neuf annees â Constantinople” ismindeki kıymetli eserinin 1836 Paris tab’ının birinci cildinin 224. sahifesinde eski Türkün evlât sevgisi şöyle izah edilir:

“Erkeklerde de, kadınlarda da evlât sevgisi çok barizdir. Türklerin hafta tatiline tesadüf eden Cuma

günü ve bilhassa Ramazan ve Bayram günleri sokaklarda Müslüman-Türk’ün göğsünü kabartan oğlunun elinden tutup ağır ağır gezdirdiği, çocuk yorulunca kucağına aldığı, daima devam ettiği kahvenin pikesinde yanına oturup şefkatle hitabettiği, evlâdına tam bir ana şefkatiyle baktığı, ihtiyarlarından gençlerine kadar bütün diğer Müslüman-Türklerin de çubuklarını bırakıp çocuğa alâkayla baktıkları ve ilerde (inşallah) ihtiyarlık desteği olcak bir oğul sahibi olduğu için babayı tebrik ettikleri görülür.”

 

Aynı eserin 225. ve 226. sahifelerinde de eski Türk ve Frenk çocuklarının farkı şöyle anlatılmaktadır:

“Türkiye’de analarla babaların ve ninelerle büyük ninelerin çocuklarına en tatlı sözlerle hitâb edip en candan ihtimamlarla baktıklarını yukarda görmüştük. İşte bundan dolayı Türkiye’de çocuklar

yetişip adam oldukları zaman analarıyla babalarını yanlarında bulundurmakla iftihar ettikleri ve küçükken onlardan gördükleri şefkate mukabele etmekle bahtiyar oldukları hâlde, başka memleketlerde çok defa çocuklar olgunluk çağına girer girmez, analarıyla babalarından ayrılmakta, mali menfaatleri hususunda onlarla çekişe çekişe münakaşa etmekte ve hatta bazen kendileri refah içinde yaşadıkları hâlde onları sefalete yakın bir hayat içinde bırakmakta ve zavallılara karşı adeta yabancılaşmaktadırlar.

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı