YILDIRIM BAYEZID VE DOĞAN BEY

2392 readings

                       YILDIRIM BAYEZID VE DOĞAN BEY

I. Bayezid Avrupa’da bir Haçlı Seferi’nin düzenlendiğini duyunca İstanbul Kuşatması’nı kaldırarak Edirne’ye geldi. Tırnova’da son hazırlıklarını tamamlayarak Niğbolu’ya ulaştı. Niğbolu daha önceden Haçlılar tarafından nehir ve karadan kuşatılmış bulunuyordu. Niğbolu Kalesi komutanı Doğan Bey, çok az bir kuvvetle kaleyi savunmaktaydı. Kendilerine son derece güvenen Haçlılar I. Bayezid’i hiç beklemedikleri bir anda karşılarında görünce ne yapacaklarını şaşırdılar. Çünkü Haçlı kuvvetleri Niğbolu’yu kuşatmış durumda ama dağınık bir haldeydi. Düşmanın bu durumundan yararlanmayı düşünmeyen I. Bayezid onlarla mertçe bir meydan savaşı yapmak için toparlanmalarına fırsat verdi. Fransız şövalyelerin saldırısı ile başlayan savaş çok şiddetli geçti. I. Bayezid’ın savaşta Türk askerlerinin yanında bizzat savaşması onlara güç verdi.     

Kale komutanı Doğan Bey, padişahın yardıma geleceğinden emin olarak saldırılara karşı koydu. Doğan Bey’in kumandasındaki Niğbolu Kalesi kahramanca dayanmaktaydı. Cesaretiyle ün yapan Yıldırım Bayezid, 23 Eylül 1396 tarihinde bir Macar sipahisi kıyafetine bürünüp gecenin geç vakti düşman hatlarını tek başına geçerek kale kapısının önüne geldi:

 

- Bre Doğan, bre Doğan! Diye seslendi.

 

Doğan Bey bunu önce bir düşman hilesi sandı, fakat sonra padişahın sesini tanıdı. Heyecanla kalenin burcuna koştuğu zaman, gecenin karanlığına rağmen surun dibindeki o emsalsiz kır atı gördü. Yıldırım:

 

- Hâlin nicedir, bre Doğan? Diye sordu.

 

- Düşman karadan ve nehirden kaleyi tazyik eder, fakat surlar sağlam, erzak boldur. Madem ki saadetli padişahım da yetişmiştir, ne ihtimaldir ki Niğbolu düşe... Dedi Doğan Bey. Yıldırım:

- Bir iki gün dayanasın, yetiştik biz gayri, diye seslendi.

 

Bu sesleri duyan Haçlılar kalenin önünde duran kır atlı ve Macar sipahisi kılıklı yabancının üzerine hücum edecek oldular. Ancak Yıldırım’ın yıldırım gibi giden atına yetişemediler...

 

Yıldırım Bayezid, kendi ihtiyat kuvvetlerini harekete geçirerek Haçlıları müthiş bir paniğe uğrattı. Sigismond kendini zor kurtardı. Nehirdeki bir Venedik gemisiyle İstanbul’a kaçtı.

Niğbolu’da parlak bir zafer kazanıldı. Bu zaferle birlikte düşman eline geçen kaleler geri alındı ve Bulgar Krallığı’na son verildi. Macaristan’a büyük bir akın yapılarak çok miktarda esir alındı. Bu savaşın sonunda batı dünyası, en seçkin asilzadelerini kaybetti ve ağır bir darbe aldı.  

 Türk askerleri savaş sonunda büyük bir heyecanla Padişah’ın kendi yanlarında savaştığını birbirlerine anlattılar. Aralarında çok mesafe olmasına rağmen her biri Padişah’ın kendi yanında savaştığını söylediler.

- Padişah benim yanımda savaştı!

- Hayır! Benim yanımdaydı ve padişahla omuz omuza savaştık!

Konu tartışılınca anlaşıldı ve şaşkınlıkları büyük bir hayranlığa dönüştü. Çünkü padişah I. Bayezid o dillere destan bembeyaz atıyla ve yıldırım hızıyla her bir askerin yanında savaşıyor, sonra diğer cepheye atını sürüyor, oradaki askerlerle birlikte yine savaşıyordu. “KOMUTAN ASKERİNİN YANINDA OLMALIDIR!” Diyordu. 

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı