Osmanlı Kültürünü Yaşatma DerneğiOsmanlı'nın KuruluşuNEDEN OSMANLI DEVLETİ KISA ZAMANDA GELİŞTİ?

NEDEN OSMANLI DEVLETİ KISA ZAMANDA GELİŞTİ?

3318 readings

           “ASLANLAR KENDİ TARİHLERİNİ YAZMADIKLARI SÜRECE, AVCI HİKÂYELERİNE İNANMAK ZORUNDAYIZ.”

 Anonim (Halkın arasında kimin söylediği bilinmeyen özlü söz)

Bu özlü söz tarihimizi gerçek kaynaklardan öğrenmemiz gerektiğini en güzel şekilde anlatıyor.

NEDEN OSMANLI DEVLETİ KISA ZAMANDA GELİŞTİ?

 

Osmanlı’nın 600 yıldan fazla  üç kıtada at koşturmasındaki asıl güç, iman gücüydü. Padişahlar ve ulema, abdestsiz yere basmaktan korkar, kul hakkı yemezlerdi.

 

1- Osmanlı Devleti’nin kurulduğu bölgenin bir uç bölgesi olması ve Moğol baskısından uzak bulunmasıydı:  Böylece Beylik, Moğollar tarafından sık sık rahatsız edilemiyordu. Bildiğiniz gibi Yunus Emre de Hacı Bektaşî Velî’ye Moğol baskınları sebebi ile aç kalan köyüne buğday istemek için gitti. Ancak mürşidinin Taptuk Emre olduğunu anladıktan ve himmetin mânâsını öğrendikten sonra Taptuk Emre’ye tâbî oldu.

Diğer bir sebep;

2- Topraklarının tek elden yönetilmesiydi (merkezî yönetim) -Tek başlılık:  Mürşidler vasıtası ile tevhid oluşturuldu, teslim ve vahdet bilinci ile Allah’ın emir ve yasakları uygulandı. İlme, âlimlere ve gönül sultanı manevî şahsiyetlere hürmet edildi.

3- Fetih hareketleri için gerekli kuvveti kolayca bulabilmeleriydi: Osmanlı’da kuruluş döneminden itibaren gazilik ve şehitlik kavramlarının hakkı tam anlamıyla verildi, bu mertebeye ulaşmak için yarışıldı.

4- Başarılı bir yerleşim siyaseti izlemeleriydi: Yerleşim bölgelerinde Hristiyan, Musevi, Müslüman ayırımı yapılmadan eşit muamele yapıldı.

5- Yönetimin gelişme döneminde tamamen Türklerin elinde olmasıydı.

6- Anadolu Türk beylikleri arasındaki mücadelelere başlangıçta katılmamaları ve diğer beyliklerin Osmanlı Beyliği’nin adaletine dâhil olmayı istemeleriydi: Osmanlı’ya katılan ilk beylik Karesioğulları Beyliği’ydi. Burası alınınca, Karesi Beyliği’nin önemli komutanlarından Hacı İlbey, Evrenos Bey,  Ece Halil Osmanlı’ya katılmış oldu.

7- Hristiyan Bizans’a karşı gaza ve cihat duygusuyla hareket etmeleriydi.

8- Kuruluş devri hükümdarlarının üstün özelliklere sahip kişiler oluşuydu: Gerek Ertuğrul Gazi gerekse Osman Gazi’nin üstün yönetme kabiliyeti uzun soluklu bir devletin habercisiydi.

Osmanlı Devleti, Büyük Cihan Devletimizdi.

Osmanlı yeryüzü tarihinin müstesna medeniyetlerinden birisini geliştirdi. Türk adını silinmez kaydıyla dünya tarihine işledi. Tam 36 etnik ve dîni grubu barış içinde 600 yıl yönetti. En az kanla en büyük coğrafyalara yayıldı ve buraları adaletle yönetti.

Ancak kendi döneminin şartlarında değerlendirilirse ileriliği daha çok takdir edilecek olan evrensel devletimizi anlamalı ve doğru bir şekilde, karanlık maksatlı kişilerin etkisinde kalmadan,  değerlendirmeliyiz.

Osmanlı irfan tarihini ortaya koyma amacını taşıyan bu ders, Şeyh Edebali’den başlayarak, 20. Yüzyılı gören son büyüklerine kadar Osmanlı'yı Osmanlı İmparatorluğu yapan çok kıymetli padişahların yanı sıra, Osmanlı’nın manevî mimarları olan dînî gerçek ve sırları bilen gönül ve irfan erlerinden de bahsedecektir.

Derslerimizde Padişahlar ile aynı zaman parçasında yaşayan evliyanın büyüklerine de yer verilecektir. Bundan amacımız, padişahların arkasındaki Allah dostlarını tanımak, onların dualarıyla ve yetiştirdikleri müridlerle, Osmanlı’nın anlaşılamayan başarısını anlaşılır kılmaktır.

 Mürşidlerin sarayda oldukları sürece, Allah’dan aldıkları emirleri padişahlara ulaştırmaları ve padişahların bu emirlere uymaları, Bektaşî dergâhlarında yetişen yeniçerilerin Padişahın arkasında tek bir vücut olması, esnaf ve sanatkârların Allah’ın dostu olması,  sonuçta Osmanlı’nın kavim olarak tâbî oldukları mürşidler sayesinde Allah’ın kavmi olması,   başarılarının arkasındaki sırdır. Böylece Allah’ın yardımını hak eden Osmanlı, yükselme devri boyunca âleme nizam vermişdir.

 

Şunu unutmamak gerekir ki, maddî ve zahirî azamet ve ihtişamın temel sebebi, manevîyat âlemindeki sır ve hikmetlere uymaktır. Osmanlı İmparatorluğu’nun, hiçbir İslâm devletine nasip olmayan altı yüz küsur senelik ihtişamı, aslında manevîyata verdiği ehemmiyetten kaynaklanmıştır. Osmanlı Devleti’nin dillere destan büyüklüğünün temel sebeplerinden biri Osman Gazi’nin misafir kaldığı bir evin odasında Kur’ân-ı Kerim bulunması sebebiyle geceleyin ayağını uzatıp yatmamasıdır. Bu sebeplerden bir diğeri de; Yavuz Sultan Selim Han’ın da mukaddes emanetleri böyle büyük bir tazim ile İstanbul’a getirtip, kırk hâfız tayin ederek onların başında asırlarca sürecek bir surette kesintisiz olarak Kur’ân-ı Kerîm okutmasıdır.

 

 

OSMANLI BEYLİĞİ’NİN KÖKLERİ

X. Yüzyılda Türkler, boylar halinde yaşıyordu. Bu boylardan en önemlisi Kayı Boyu’ydu. Çünkü Kayı Boyu,  Oğuzların 24 boyunun birincisiydi.

Hakkında tarihi bilgiye sahip olduğumuz, Kayı Boyu’nun ilk ferdi; Ertuğrul Bey’dir. Ertuğrul Bey, Kayı Boyu’ndan bir aşiretin bey ailesindendir yani babasının ve atalarının bu aşiretin beyi olduğu kesindir.

Kayı Alp: Ertuğrul Bey’in atasıdır.

Gündüz Alp: Ertuğrul Bey’in babasıdır. Ertuğrul Bey’in babasının şeref ismi Süleyman Şah’tır. O çağda Türk ileri gelenlerinin bir Türkçe, bir de Arapça İslâmî adları bulunması çok yaygındır.

Ertuğrul Bey’in babası Gündüz Alp’in Süleyman Şah adını kullanması, Selçukoğulları’nı, Osmanoğulları’na bağlayan bir isim olarak da düşünülüp bulunmuş olması ihtimali yüksektir. Zira Osmanoğulları Selçukoğulları’nın meşru halefleri oldukları iddiasıyla tarihe çıkmışlardır.

 

Kayı Boyu, 1040 yıllarında Türkmenistan sınırları içerisinde olan Merv’den, İran sınırları içerisinde olan Mahan’a geldi.

Kayı Boyu, 1071 Malazgirt Zaferi’nden hemen sonra da Doğu Anadolu’da Ahlat yakınlarındaki otlaklara yerleşti. Bu sırada Kayı Aşireti’nin başında da muhtemelen Kayı Alp bulundu.

Ahlat, Anadolu’nun doğusunda, büyük Van Gölü’nün kuzey-batı kıyısında Orta Çağ’da önemli bir belde olan bir Türk Kasabası’ydı. (bugün Bitlis ilinde ilçe merkezi).

Türklerin Anadolu’ya girişi olarak bilinen 26 Ağustos 1071 tarihinde yapılan Malazgirt Savaşı, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştı. Alparslan’ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, “Türklere Anadolu’nun kapıların da kesin zafer sağlayan son temsili savaş” olarak bilinir.

 

Mini Sözlük:

Kayı: Güç, kuvvet

Bey: Boy lideri

Boy: Aynı soydan gelen kişilerin oluşturduğu topluluk,

 

 

Kayı Boyu, 1229 yılına doğru başka bir tarafa gitmek gayesiyle, Ahlat’ı terk etti. Anadolu kapılarına dayanan Moğol istilasının getirdiği huzursuzlukla ilgisi olması muhtemeldir.

Câber yakınlarında Fırat’ı geçerken, Ertuğrul Bey’in babası Gündüz Alp (Süleyman Şah) atıyla boğuldu. Câber yakınlarında ‘Türk Mezarı’ denen yere gömüldü. Türk Mezarı’nın Osmanoğulları için kutsal yerlerden biri olduğu bilinmektedir.

Ertuğrul Bey’in babası Gündüz Alp, 1230 yılında öldü. Oğuzların Kayı Aşireti’nin başına Ertuğrul Bey geçti.

“Osmanlılar, ortaçağdan bu çağlara doğru bütün dünyaya Allah'ı tanıttılar. Allah'ın adaletini temsil ettiler. Allah yolunda fedakârlığı öğrettiler. Osmanlı, fedakârlıkların üzerine bina edildi. Devleti Âliye, Nizam-ı Âlem devlet, o Osmanlıydı. Ve hepsi Allah'a hizmet yolunda; kadın olsun, erkek olsun el ele, gönül gönüle. Başkalarını imrendirecek bir davranış biçimleri dizisinin sahibi oldular. Kur’an erleriydiler, sahabe gibiydiler.

Osmanlı, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahabeden sonra İslâm'ı gerçek anlamda yaşayan ikinci topluluktu. Osmanlı, Kur’an’daki İslâm'ı yaşadı. Osmanlı, "tasavvuf'u" yaşadı.

Yükselme devri boyunca padişahtan aşağıya doğru herkes, Allah'ın dostuydu. Sultan Osman'dan başlayarak hepsinin mürşitleri oldu. Görüyoruz ki; mürşide yüzde yüz bağlı olan padişah, aslında Allah'ın padişahı oluyordu. Bu dizaynın yukarıdan aşağı inen çatısına baktığımız zaman; önce Allah' ı görüyoruz, sonra Allah' a bağlı mürşid, mürşide bağlı padişah, sonra onun emrinde kim varsa hepsi Allah' a dostlar.

Bu dizayn devleti nereye ulaştırdı?

Osmanlı bir süre sonra Nizam-ı Âlem adını aldı.

Kim Osmanlı'dan yardım istemişse, Osmanlı yardıma koşmuştur. Fransa Kralı yaptığı savaşta zor duruma düşünce, Osmanlı'ya müracaat etti. Osmanlı onu himayesine aldı. Hangi şartlarda olursa olsun, nerede İslâm'a karşı saldırı olursa, Osmanlı ordusu orada olurdu. Onlar Allah için yaşadı ve devleti idare etti.

Osmanlı'nın başında hep Allah'ı görüyoruz.

Yeniçeri ocağına hiç bir acemi oğlan, bir mürşide bağlı olmadıkça adım atamazdı. İlk eğitimin verildiği yerde böyle bir hedefe ulaşmak için mutlaka bir mürşide tâbî olmak gerekiyordu. Allah'ın velayet mertebesine ulaşamayan, subay olamazdı. Paşalar, daimî zikir sahibiydi. Kara orduları böyle olan Osmanlı’da, deryada da (denizlerde de) aynı durum söz konusuydu. Bütün reisler  (deniz kuvvetleri komutanları) Allah için savaş verirdi.

14 asır sonra İslâm'ı yaşayan topluluk Osmanlı'ydı. Esnaf da aynı standarttaydı, asırlarca evvel lonca sisteminde Allah'ın esnafı olmuşlardı. Hiç bir genç, mürşidin elini öpmedikçe çırak olamazdı, hiç kimse evliya olmadan kalfa olamazdı, daimî zikre ulaşmadan usta olunmazdı.

600-700 yıl evvelki kökboyalarının sırrı hâlâ çözülemedi. O tarihten bugüne kadar, o kumaşların boyası dün boyanmış gibi tazeliğini koruyor. Gidin müzelere dikkatle bakın. Bugün en kalite boyayı kullansanız da kumaşlarınızın boyası çıkıyor. Onların sırrı çözülemedi.

 

1500'lü yıllarda Piri Reis bir harita yapıyor, Grönland' ın üç adadan olduğu kesinlikle anlaşılıyor; aynı harita Kahire' den 30 km yükseklikten çekilen fotoğrafla aynı. Piri Reis nasıl yaptı bu haritayı?

Nasıl oldu da Hasan Celal bundan beş yüz yıl evvel barutu macun haline getirerek füze yaptı ve onunla uçmayı başardı?

Nasıl oldu da Hazerfen Ahmet Çelebi, Galata kulesinden Üsküdar'a kadar uçmayı başardı? Bunların hepsi Allah'ın yardımıyla gerçekleşen şeyler. Öyleyse, Allah'ın indinde Osmanlı Devleti'ne dikkatle bakın.

Halâ derler ki; Osmanlı kaçırdığı çocukları sarayda eğitime tâbi tutuyordu. Hayır, öyle değil! Osmanlı'nın gittiği her yere adalet götürmesine hayran olan Batı, “Bu çocukları Enderun’da okutun, sizin gibi adaleti öğrensinler.” diye çocuklarını getirip Osmanlı'ya teslim ediyordu.

O zaman Avrupa'da asillerle halk arasında korkunç bir uçurum vardı. Bir asil, halktan birisini öldürse kimse ona hesap soramazdı. Osmanlı ise padişahını yargılıyor ve kadı, padişahı mahkûm edebiliyordu.

Osmanlı adaleti dünyaya örnek oldu. Sahabeden sonra İslâm'ı yaşayan en üstün topluluktu Osmanlı. Kitle halinde, ordu, donanma, esnaf ve halkın çok büyük çoğunluğu tasavvuftaydı. Bu, Osmanlı'nın dünyaya nizam veren temelini teşkil ediyordu. Adalet bütün boyutlarıyla her zaman geçerliydi. Bunun için kadıların adalet dağıtmasına gerek yoktu.

Kapalıçarşı'da bir dükkân sahibi, namazdan sonra bir ihtiyacını almak üzere gelen müşterisine istediğini vermiyor ve "Şu karşıdaki dükkânda istediğin şeyden var, ondan al" diyor, adam sebebini sorduğunda ise " Ben, sabah siftahımı yaptım ama o kardeşim yapmadı" diyor ve adam gidip istediğini oradan alıyor. Yabancı olan bu kişi Osmanlı'nın bu adaletine şaşırıp kalıyordu.

Köprünün altından ne kadar sular akmış. İşte Osmanlı' nın en büyük standardı kul hakkına riayet etmekti.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı harp kadırgaları, Avrupa'daki bütün kadırgalardan fazlaydı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul' u aldığında ordusu o dönemin en mütekâmil ordusuydu. Son icatların hepsi ordunun içindeydi, en büyük toplar Fatih Sultan Mehmet tarafından döktürülmüştü. Osmanlı sadece Allah'ın yardımına değil, zamanın getirdiği bütün teknikleri kullanabilme stratejisine sahipti.

Osmanlı, Allah'ın indinde başka ülkeleri hiçbir zaman küçük görmemiştir. Bu yüzden Avrupa tebaası Osmanlı'ya hayrandı. Yüzbinlerce akıncının her biri en az üç lisan bilirdi. O devrin en usta kılıç kullananları onlardı. Avrupa, akıncılar denildiğinde olduğu yerde dururdu.

Allah' ın düşmanları saraya girdikten sonra adım adım gerçek evliyaların yerini cinci hocalar aldı. İlk cinci hoca saraya Kösem Sultan zamanında girdi. Osmanlı'nın şaşaası bir süre daha devam etti; ancak cinci hocalar evliyaların yerini alınca Allah'ın dostları devreden çıktı ve şeytanın dostları devreye girdi. Böylece Osmanlı duraklama ve gerileme devrine girdi.

Dünyaya askerlik stratejisini, askerliği öğreten Osmanlı'nın yerini, yabancı ülkelerdeki harp okulları aldı ve Osmanlı da subaylarını onların okullarına göndermeye başladı.

Böylece Nizam-ı Âlem olan Osmanlı'nın yerini Nizam- ı Cedit olan Osmanlı aldı. Nizam-ı Cedit; yeni nizam demek, Nizam-ı Âlem ise Âlem'e Nizam veren. Osmanlı yükselme devri boyunca Âlem'e Nizam veren muhteşem bir hüviyetteydi.

Osmanlı'yı Osmanlı yapan her devirde Allah'ın sevgisiydi, Allah' a duyulan hürmetti. Osmanlı Allah'ı sevdi, O'na âşık oldu, üst boyuta ulaştıklarında ise Allah'a hayran oldular. İnsan-ı Kâmil Osmanlı' nın içinde binlerceydi. Ordu sefere çıktığında her tarafta şenlikler yapılırdı. Sefere çıkmak, şehitlik için hazır bir sistem olarak kabul edilirdi. Herkes şehit olmak için savaş verirdi. Andrea Doria Osmanlı'dan korkmakta haklıydı." Siz hayatta kalmaya ne kadar önem veriyorsanız, onlar da savaşta ölmeye o kadar önem veriyorlar" demiştir.

Osmanlı'da Allah'ın dizaynını görüyoruz, her devirde Allah'ın dostlarına yardım ettiğini görüyoruz.

Öyleyse, Osmanlı'yı Osmanlı yapan, Osmanlı'yı tarihe unutulmaz insanlar olarak tanıtan kimdir? Allah.

Osmanlı tüm dünyaya meydan okuyan bir Allah dostları cennetiydi. Allah dostlarının nelere kaadir olduğunu tüm dünyaya gösterdiler. Onlar Nizam-ı Âlemdi. Öyleyse Osmanlı; evde, sokakta, çarşıda, askerde tüm dünyaya hep örnek oldular.”

 

Osmanlı demek Allah'ın evliyaları demekti. .

 

Osmanlı tarihini yazmış olan yerli ve yabancı bütün yazarlar, daha ziyade zahirî yani görünür sebep ve olaylar üzerinde dururlar. Ancak bu sebeplerin birde ledünnü yanı, yani iç dünyası (Allah’ın Sırları) vardır ki bunun asıl özü ve mayası, Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluş günlerinde daha net olarak görülür.

Moğol istilasıyla dağılan Selçuklu Devleti’nden sonra Anadolu Türk-İslâm birliği parçalandı. Anadolu’nun bölünmüş manzarası adeta bir kör dövüşüne dönüştü. Böylesine buhranlı bir devirde ıstırapların teskini ve siyasî bir otoritenin teşekkülünün zarureti, manevî rehberliğe olan ihtiyacı had safhaya yükseltti.

Anadolu’da Yunuslar, Mevlanâlar’la başlayan tasavvufî irşadın Şeyh Edebalî’de zirveleşmesi, bu ihtiyaç ve gerekliliktendi. Gerek ahlakî vaziyet, gerekse coğrafî mevkii itibariyle en müsaidi olan Osmanlı’nın yıldızının parlaması da, bu Hak dostlarının irşadları neticesi gerçekleşti.

Osmanlı beyliği, kardeş kavgalarına sebebiyet vermeyerek yüzünü İslâm’a karşı olanlara döndü. İslâm’ın gaza ve cihad ruhunu en güzel bir surette ve manevî bir heyecanla yaşadı. Neticede Osmanlı Devleti İslâmî irşadın bereketiyle süratle büyüyüp serpildi.

Yüksek manevî irşadın neticesi olarak Osmanlı, daha başlangıçtan itibaren bir benlik davası gütmeyerek, kuru bir istiklâl ve cihangirlik sevdasıyla ortaya çıkmadı.

Diğer taraftan bu durum, daha da kapsamlı bir hale geldi ve Osmanlı Devleti “Devlet-i Aliyye-i Muhammediyye” olarak da zikredildi. Böylece bu devamlılık şuuru Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e kadar dayandırıldı.

Padişahlar, başarılarını nefsanî hâkimiyet heveslerine değil, Allahû Teâla’nın rızasına dayandırmayı bildiler ve fetihlerini hep bu ölçü içinde gerçekleştirmeyi başarabildiler. Bunun için manevîyat rehberlerinin terbiyesi ile önce nefslerini fethettiler ve bu zaferleri nefsanî hâkimiyetin sultası yerine Allah rızası için gerçekleştirme dirayetini gösterdiler. Bu başarılarından, nefslerine pay vermekten kaçındılar, hareketlerine nefsin gölgesini düşürmemek için ihtimam, dikkat ve gayret gösterdiler.

Nitekim destanları yazılan zaferlere imza atan Yavuz Sultan Selim, fanilerin (ölümlülerin) iltifatından, övgülerinden pay almamak için Mısır seferi dönüşü İstanbul’a girerken geceyi bekledi. Yine bir sefer dönüşü şehre en başta değil, asker kıyafeti ile askerlerin arasında girdi. Kanunî Sultan Süleyman tabutundan elinin sarkıtılmasını ve maddî olan her şeyin bu dünyada kaldığını ibret olsun diye halkın görmesini istedi.

Bu bilinç içinde bulunan Osmanlı Sultanları, devletin kuruluşundan yıkılışına kadar maaşlı askerlerine her cuma selamlığına gidip gelirken:

“Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” diye bağırtarak kendilerine haricen yapılan manevî irşad ve ikazı resmileştirmek yoluna bile gittiler.

Tıpkı Hazreti Ömer’in bir kimseye belli bir ücret karşılığında devamlı bir surette:

“Ya Ömer! Unutma, ölüm var” diye söyletmesi gibi…

 

Allah’ın dizaynına dikkatle bakarsanız eğer, dünyada çok sayıda öksüz ülke göreceksiniz. Osmanlı’yı yok eden İttihat Terakki geriye sadece bir ölü bıraktı. Muhtevaya baktığımız zaman, Osmanlı’yı yok etme savaşında biz Osmanlı’nın düşmanlarını görmek isterdik. Osmanlı’nın onca yıldır galip geldiği insanlar onu yapamadılar. Osmanlı’yı yok eden kendi çocukları oldu. Acaba Osmanlı’yı lâyıkıyla tanıyıp ta ona hayran olmayan kişi var mıdır şu dünya üzerinde? Ufukların efendisi sözü bir Osmanlı’ya ait değildir, bir yabancı yazarın sözüdür. 

Ceddinizle iftihar edin. Onlar mutluluğu yaşadılar, Allah için yaşadılar. Allah’ın bütün emirlerini yerine getirdiler. Yani Allah’a ulaşmayı dilediler, mutlaka mürşidlerine tâbî oldular, ruhlarını mutlaka Allah’a ulaştırdılar, fizik vücutlarını teslim ettiler, nefslerini teslim ettiler, bir kısmı iradelerini de teslim etmeyi başardı, onlar mürşid olanlar.

Osmanlı İmparatorluğu tarihi boyunca dünyada en az suç işlenen ülke olma vasfını korudu. Bugün bizim ülkemiz dünyada en fazla suç işleyen ülkelerden biridir. Her an ülkenin her tarafında, her şehirde yüzlerce hırsızlık söz konusu. Sokaklardan geçerken insanların içinde silah zoruyla insanlar soyuluyor. Bunlar artık bizim ülkemizde olağan şeyler haline geldi. Arkasında ne var dersiniz? Arkasında Allah’tan uzaklaşmamız var.

Biz size Allah’a geri dönün diyoruz, bunun için buradayız. Geri dönün ki Osmanlı’nın yaşadığı mutluluğu yaşayabilesiniz. Hiç kimse Allah’sız bir mutluluğu yaşayamaz, yaşamamıştır, yaşaması mümkün değildir.

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı