Osmanlı Kültürünü Yaşatma DerneğiPeygamber Efendimiz'in Dünyaya Gelişi

HZ MUHAMMED MUSTAFA( S.A.V) EFENDİMİZİN DÜNYAYA GELİŞİ

3003 readings

KUR’AN NURU İLE

ADEM(A.S)’DAN PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ MUHAMMED MUSTAFA( S.A.V)

EFENDİMİZE KADAR NEBİ RESÜLLERİN HAYATI


HZ MUHAMMED MUSTAFA( S.A.V) EFENDİMİZİN

DÜNYAYA GELİŞİ

Arap yarımadasının batısındaki Hicaz bölgesinde yer alan Mekke şehrinde,11 Rebiülevvel'i 12 Rebiülevvel'e bağlayan gecenin sabahına karşı peygamber Efendimiz (S.A.V) dünyayı şereflendirmiştir. Doğum tarihi Milâdî takvime göre 20 Nisan 571 veya 17 Haziran 569 şeklinde hesaplanmaktadır. Mekke ufukları ağarırken gelen Allah’ın elçisi Yüce Rabbimiz tarafından güzel ahlâkı tamamlamak maksadıyla âlemlere rahmet olarak gönderilen ve son Nebi dir.

33/AHZÂB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).

Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîler'in (Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Hz. Muhammed (S.A.V)  Efendimiz kâinattaki son nebidir. O, âlemlere rahmet olmak üzere gönderildi. Allahû Teâlâ: "Seni âlemlere rahmet olasın diye gönderdik." diyor. Sadece bu zahirî âleme değil, gayb âlemine de emr âlemine de yerlere de göklere de rahmet olsun diye gönderilmiş. O, son Nebîydi. Nübüvvet O'nunla hitam olmuştur.

21/ENBİYÂ-107: Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne).

Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.

İnsanlar babamız İbrahim’in hanif dinini terk etmiş, kendilerine fayda ve zarar veremeyecek olan elleri ile yaptıkları putları kutsallaştırmıştır. Kendi kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek katil olan. Kervan soyan, katil olmayan çok az insan bulunan bir ortamda dünyaya gelen Hz Muhammed (S.A.V) Efendimiz, dalalete olan aciz ve muhtaç kullarına yol göstermek, İnsanları ve cinleri hidayete erdirmek, İmanda, ibadette, ahlâkta, cömertlikte, adalet ve eşitlikte tüm insanlara örnek olmak için gelen. Hz İsmail’in soyundan Hz İsa (A.S)’ın müjdelediği Kureyş kabilesinin Hâşimoğulları sülâlesine mensup. Babası Kureyş kabilesinden Abdullah Efendi, annesi ise Zühre soyundan Âmine Hatun'dur.

İnsanlar Allah’ın Nebilerine indirmiş olduğu dini değil kendilerinin elleri ile yazdıkları kitaplara tabi olmuş. Ancak azda olsa Allah’ın Nebilerine gönderdiği şeriatı yaşayanlar vardı.

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Allah yaratmış olduğu insan ve cinlerin iradesini serbest bırakmış, kim Allah’a yönelmişimse (amenu olanı) onları kendisine ulaştırmıştır.

2/BAKARA-146: Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).

Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'na (Hz. Muhammed (S.A.V)'e) kendi oğullarına arif oldukları (tanıdıkları) gibi ariftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor

5/MÂİDE-83: Ve izâ semiû mâ unzile ilerresûli terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ arefû minel hakk(hakkı), yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).

Ve Resûl'e indirileni (Kur'ân'ı) işittikleri zaman, Hakk'tan olan şeylere arif olduklarından dolayı, onların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Rabb'imiz, biz îmân ettik (âmenû olduk), artık bizi şâhitlerle beraber yaz...” derler.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in doğumundan iki ay önce Babası Abdullah Efendi vefat etmiş. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i himayesine alan dedesi Abdulmuttalip, hemen bir ziyafet verip, O'na adını koydu. Kureyş kabilesinin ileri gelenleri: "Ne ad verdin?" diye sorunca: "Muhammed" dedi. Onlar da: "Ecdadında böyle bir isim var mı?" diye sorduklarında: "Umarım ki; O'nu, gökte Hakk, yerde halk medh-ü sena edecektir." dedi.

Peygamber Efendimiz (S.A.V), çevresinde sevilen ve güvenilen bir kişi olması sebebiyle kendisine "Muhammed-ül emin" deniliyordu. Hz. Muhammed (S.A.V)'in Mekke'de doğduğu ev ölümünden sonra mescit haline getirilmiş ve daha sonra hacılar tarafından ziyaret edile gelmiştir.

Osmanlılar zamanında Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V)'in doğum gecesinde özellikle Sultan Ahmet Cami’'inde devlet merasimi yapılırdı. Buna Mevlit Alayı denirdi. Bu merasimde devlet erkânı özel elbiseler giyerlerdi. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in dünyaya gelişi bir kurtuluş ve dolayısıyla bir müjde olduğundan doğumu bir bayram telâkki edilmektedir.

Doğumu esnasında bazı olağanüstü­lüklerin yaşandığına dair nakledilen rivayetlere göre; doğduğu gece Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Sema ve Nehri vadisi yine o gecede dolup taşarak akmaya başladı. Doğumu esnasında bir nur zuhur et­miştir. O nur, Şam saraylarını ve köşklerini aydınlatmıştır.

Bu gecenin sabahında insanlık için küfrün, zulmün ve şirkin sona ereceği yepyeni bir devir başlıyordu. Zira o gece Kâbe'deki putların devrildiği, ateşe tapanların bin yıldan beri yanan ateşlerinin söndüğü, Kisrâ'nın sarayı sarsılmış ve sa­rayındaki 14 oda yıkılmıştı. Bunlardan başka bazı mucizelerin vuku bulduğu rivayet olunmaktadır.

O'nun doğumuyla hem sahabe, hem kâinattaki diğer insanlar yeniden doğma saadetini elde etmişlerdir. İslâm yeniden hayat bulmuş, insanlar hem dünya saadetini, hem de ahret saadetini elde ederek kurtuluşa ulaşmışlardır. Allah’ın katında islâm’ dan başka bir din olmamıştır.

3/ÂLİ İMRÂN-19: İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).

Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.

Doğumundan sonra çocuğun ilk gıdası süttür. Ona sütü vere­cek olan da anasıdır. Zira anasının sütü, çocuğun gelişmesiyle pa­ralellik arz eder. Annesinin sütü yeterli olmadığından sütanne olarak Halime hatun, Peygamber efendimizi yanına alıp iki yıl sürey­le emzirdi. Öz çocuğuyla birlikte yanında besledi. Öz çocuğu gibi kendi çocuğu ile eşit tutuyor onu çok seviyordu. İki yıl emzirdikten sonra Mekke’ye getirilerek annesine teslim edildi. Annesinin ölümüyle öksüz kalan Hz. Peygamber dedesi Abdülmuttalib’e teslim edildi.

Hem yetim hem öksüzdü insanlara göre; ancak onu görüp gözeten onun sahibi Allah’tı. Abdülmuttalib, çok sevdiği torununa büyük özen gösteriyordu. Sofraya onunla birlikte oturup yemek yiyor; onu çok seviyordu. Yaşı seksenin üzerinde olan Abdülmuttalib o sırada sekiz yaşında olan torununun bakım ve himayesini amcası Ebû Tâlib’e verdikten kısa bir süre sonra vefat etti. Ebû Tâlib, yeğenini çocuklarından fazla sevdi, onun uğurlu olduğuna inandı ve iyi yetişmesi için gayret sarf etti. Çıktığı bazı seyahatlerde onu da yanına alırdı.

Hz. Muhammed dokuz (veya on iki) yaşında bulunduğu sırada amcası ile birlikte ticaret amacıyla Suriye’ye gitti. Kervan Suriye topraklarındaki Busrâ’da konakladığında buradaki bir manastırda yaşayan Bahîra adlı rahip kafileyi yemeğe davet etti. Bahîra Ebû Tâlib’e, Muhammed’in İncil’de gönderileceği vaat edilen peygamber olduğunu söyledikten

Sonra başına gelebilecek bazı tehlikelere dikkat çekti ve onu iyi korumasını tavsiye etti.

Ebû Tâlib bunun üzerine seyahatini yarıda kesip Mekke’ye döndü. Ebû Tâlib’in hanımı

Fâtıma bint Esed de Hz. Muhammed’e kendi çocuklarından daha fazla ilgi gösterdi.

Hz.Peygamber on yaşlarında iken kalabalık bir aileye sahip bulunan amcası Ebû Tâlib’e yardımcı olmak amacıyla bir süre çobanlık yaptı. Hz. Muhammed Mekke’deki birçok Kureyşli gibi ticaret ile meşgul olmuştur. Kumaş ve tahıl ticaretiyle uğraşan Ebû Tâlib’e yardım etmek suretiyle ticaret hayatına başlayan Hz. Muhammed amcasının yaşlandığı yıllarda kendisi ticarete devam etti. Bu dönemde Hz. Muhammed’in çeşitli yerlere ticaret

Amacıyla seyahat ettiği bilinmektedir.

Bu seyahatler sebebiyle bir taraftan ticarî hayatın gereklerini öğrenirken, diğer taraftan Arabistan’ın muhtelif yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siyasî ve sosyal durumlarını öğrenme imkânını elde ediyordu. Temiz bir hayat yaşayan ve yirmi beş yaşlarına gelen Hz. Muhammed çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve hak severliğinin yanı sıra ticaret hayatında da doğruluğu ve güvenilirliği sebebiyle Muhammedü’l-emîn” veya sadece “el-Emîn” unvanıyla bilinmekteydi.

Hz. Hatice, Kureyş’in ileri gelenlerinden Huveylid b. Esed’in kızı olup soyu dedelerinden Kusay’da Hz. Peygamber’in nesebi ile birleşir. Güvenilir bulduğu kimselerle ticaret yaparak yaşamını sürdüren Hz Hatice, bu sıralarda bir tavsiye üzerine çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak tanınan Hz. Muhammed’le ortaklık antlaşması yaptı. Hz. Muhammed’in yaptığı alış verişi ticarî açıdan oldukça başarılı geçti. Bu sonuçtan memnun kalan Hz. Hatice Hz. Peygamber’in dürüst ve doğru sözlü olduğunu gördü.

Hz. Muhammed’e evlilik teklifinde bulundu. Beklemediği bir durumla karşılaşan Hz. Muhammed biraz düşündükten sonra teklifi kabul etti. Ebû Tâlib ve diğer amcaları, babası vefat etmiş olduğu için Hz Hatice’yi amcası Amr b. Esed’den istediler. Cevabın olumlu olması üzerine de evlilik gerçekleşti. Hz. Muhammed Ebû Tâlib’in evinden Hz. Hatice’nin evine taşındı; böylece mutlu yuva kurulmuş oldu.

Bu sırada Hz. Peygamber’in yirmi beş, Hz Hatice’nin de kırk yaşında olduğu kaydedilmektedir. Hatice’nin daha küçük yaşlarda olduğuna dair rivayetler de vardır. Hz. Peygamber ve Hz. Hatice’nin bu evliliğinden Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm ve Fatıma adlı çocukları dünyaya geldi. Tayyib ve Tâhir adlı iki çocuktan da bahsedilmekle birlikte, bunların Abdullah’ın lakabı olduğu da kaydedilmektedir.

Hz.Peygamber’in en küçük kızı Fatıma dışındaki çocukları kendisinden önce vefat etmiş, Hz. Fatıma ise babasının vefatından sonra altı ay kadar daha yaşamıştır. Hz. Peygamber,

ilk oğlu Kasım dolayısıyla “Ebu’l-Kasım” künyesini almıştır. Hz. Peygamber daha sonra kızı Fatıma’yı Hz.Ali ile evlendirmiş ve soyu bu evlilikten doğan, çok sevdiği torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etmiştir. Kıyamete kadarda devam edecektir.

Efendimizin himmetiyle bütün insanlığın hidayete ermesini dileği ile

Allah herkesten razı olsun.


Sürecek...

 

 

ALİ EKİNCİ

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Share

 

Osmanlı

Osmanlı mûsikîsi

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır.

Devamı

Osmanlı sanatı

Osmanlı sanatının kaynağını hep İslam‘dan aldı. Osmanlı sanatı deyince aklıma gelen Osmanlı mimarisi ve o mimarideki insan hizmetine sunulmak için yapılmış...

Devamı